31 Aralık 2016 Cumartesi

bir rutin olarak; yeni yıl hedefleri :)


geçen yıl dileklerimizi, hedeflerimizi, hayallerimizi bir kavanoza koyup dilek konservesi yapmıştık 😌 veee konserveyi açmak için son 2 gün.. gerçekleşenleri çıkarıp denize falan atarız heralde , gerçekleşmeyenler tekrar kavanozun dibini boylayacak.. umarım büyük bir kısmı gerçekleşmiştir ve #2017 dilekleri için biraz yer açılır:) çünkü önümüzdeki yılın #yeniyılhedefleri listesi baya uzun, burdan köye yol olur o derece :)

24 Aralık 2016 Cumartesi

Patlıcanlı Arnavut Böreği

Bu böreği sabah kahvaltıdan sonra instagramda gezinirken yemek fotoğrafçılığı eğitiminde tanıştığım Sevgili Zübeyde Saraçoğlu 'nun profilinde gördüm. Evet kahvaltımızı yapmıştık ama günün bir de 5 çayı var diyerek kolları sıvadım:)

Zübeyde Hanım'ın bloğunda bu böreğin el açması tarifi de var ancak benim gibi riske atmak istemiyorsanız taze yufka kullandığınızda gerçekten el açması kadar çıtır ve lezzetli bir börek hazırlayabilirsiniz.



Malzemeler;
-2 yufka
-2 büyük patlıcan
-2 domates
-1 iri kuru soğan
-2 yeşil köy biberi
-Yarım demek maydanoz
-1 çay bardağı su
-Tuz
-Karabiber

Sos için;
-1/2 su bardağı su
-1/2 su bardağı zeytinyağı
-1 yemek kaşığı buğday nişastası
-1 yemek kaşığı un

Öncelikle böreğin iç malzemesini hazırlıyoruz. Patlıcanları minik boyutlarda küp küp doğruyoruz ve tuzlu suda dinlendiriyoruz. Bu sırada diğer sebzeleri de doğruyoruz. Maydanoz hariç doğradığımız tüm malzemeleri, suyu ve süzdüğümüz patlıcanı bir tencereye alıp, yaklaşık 30 dk pişiriyoruz. İç malzememiz tamamen suyunu çektikten sonra ocaktan alıp soğumaya bırakıyoruz. Bu arada sos malzemelerimizi derin bir kasede karıştırıyoruz.

Yufkalarımızı ortadan ikiye bölüyoruz. Yarım daire şeklini alan yufkanın özellikle kenarlarına sostan sürüyoruz. Uzun kenarına silindir şeklinde iç malzememizi yayıp, yufkayı yuvalıyoruz. Kenarları içe doğru kıvırıp fotoğraftaki şekli veriyoruz ve tepsiye diziyoruz. Eğer elinizde sos kalırsa böreklerin üzerine sürebilirsiniz. 180 derecede önceden ısıttığımız fırında 45-50 dakika üzeri iyice kızarana kadar pişiriyoruz. Bu arada çayımızı da demlemeyi unutmuyoruz :)

Afiyeler olsun..

Kereviz Yaprağı Çorbası

Evet, sağlıklı olan her şeyin tadı kötü olmak, sağlıksız olanların tadı ise enfes olmak zorunda:) Ama her ikisini de ufak dokunuşlar ve pişirme yöntemlerindeki değişiklikler ile bir orta noktada buluşturmak mümkün. Kereviz yaprağını bile:)

Kereviz yaprağı tanıdığım en sağlıklı sebzelerden biri. C vitamini yönünden çok zengin, siniri, yorgunluğu hafifletir, diyet yapanların daha kolay kilo vermesini sağlar, kandaki pislikleri temizler, cildi temizler, akneleri tedavi eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler, yüksek tansiyona, romatizmaya, uykusuzluğa, unutkanlığa iyi gelir, bağ ağrılarını geçirir, mideyi güçlendirir. Daha ne yapsın yaprakçık:) Bir de böyle kokmasa..

Alt kısmını portakallı limonlu falan bir şekilde yiyordum ama yaprağının kokusuna tahammül edemediğim için tüketemiyordum. Çorbasını tadana kadar. Ön yargılı olmayın ve deneyin, pişman olmayacaksınız.


Malzemeler;
  • 1 tane kerevizin yaprağı
  • 1 kuru soğan
  • 1 havuç
  • 1 kapya biber
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz
  • 1,5 lt su
  • 1 et bulyon
Terbiyesi için;
  • 4 yemek kaşığı tam buğday unu
  • 1 kase yoğurt
  • Yarım limonun suyu
Tencereye zeytinyağını alıyoruz. Yemeklik doğradığımız soğanları kavuruyoruz, ardından diğer sebzeleri ekleyip bi süre daha kavurduktan sonra suyunu ve tuzunu ekliyoruz. Sebzeler piştikten sonra blenderdan geçiriyoruz. Terbiyesini çırpıp, çorbadan bir kepçe eklereyerek ılıklaştırıyoruz ve çorbanın tamamına terbiyeyi ekliyoruz. Çorbamız servise hazırdır.

Afiyet olsun


8 Aralık 2016 Perşembe

Unsuz Karnabahar Suflesi



Malzemeler
-1 küçük boy karnabahar
-2 yemek kaşığı yogurt
-2 yemek kaşığı zeytinyağı...
-1-2 damla sirke
-2 yumurta
-2 yumurta beyazı
-1 tatlı kaşığı sarımsak granül
-1 tatlı kaşığı tuz
-1 çay kaşığı karabiber

Karnabaharı yıkayıp, 5-6 dk haşlayın. Suyunu süzdükten ve soğuduktan sonra rondodan geçirin. Tam bu aşamada rondonun tuşuna basması için bir adet tombul Sevgili Met parmağına ihtiyacınız olabilir :) Sonra üzerine sirke ve yumurta beyazı hariç tüm malzemeleri ekleyip karıştırın. Ayrı bir kapta yumurta beyazlarını ve sirkeyi çırpın. Köpük kıvamına gelince karnabaharlı karışıma ekleyip muffin kalıplarına dökün. 200 derecede önceden ısıtılmış fırında 15-20 dk pişirin.
Afiyetler ola

27 Kasım 2016 Pazar

uykusuz kafayla hayatta kalma teknikleri vol-1


Muhtemelen duymuşsunuzdur/okumuşsunuzdur Abraham Maslow adındaki amcamız insan ihtiyaçlarını sıralamış, piramit basamakları gibi üst üste yerleştirmiş ve bu piramitteki sıralamaya göre insanın aşağıdan yukarıya doğru bir güdünün gereksinimleri karşılanmadan, üst düzeydeki güdülerden etkilenmeyeceğini savunmuş. İhtiyaçlar Hiyerarşisi adı verdiği bu piramitte en altta biyolojik güdüleri yerleştirmiş, yukarıya doğru psikolojik güdüleri sıralamış. Örneğin en altta açlık, susuzluk, uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlara yer vermiş. Özetle amcamız burada diyor ki aç, uykusuz, susuz biri na'apsın parklarda gezmeyi, alışverişe çıkmayı, film izlemeyi?? Önce bi' fizyolojik ihtiyaçlarını karşılasın, yoksa bu zavallı insandan bir cacık olmaz diyor.


Biz de oğlumla çalıştık, didindik bu amcanın teorisi çürüttük, evet bunu yaptık. Kesin bilgi: insan uyumadan da yaşıyor. İşte böyle arkadaşlar, 19 aydır bu konunun üzerinde özenle çalıştık. Biz yaptık, siz de yapabilirsiniz. Ancak yine de hayatta kalabilmek için aşağıdaki uyarılarımızı dikkate alırsanız iyi olur;

  • Ev içinde kazaya yol açacak her türlü makinayı kapatın. Bunların kullanımını ev dışında yaşayan ve uykusunu alan güvenilir yakınlarınıza bırakın.
  • TV açın veya tablet veya telefon. Video sitelerinde aralıksız 268016593 dk çocuk şarkıları yayınlayan kanallar var, onlardan birini açık bırakın. Aman zekası olumsuz etkilenecek diye düşünüp açmazsanız, biraz büyüdüğünde açsanız da izlemiyor. Ben yaptım bu hatayı siz yapmayın. TV izlemek sonradan öğretilen bir şey değilmiş :(
  • Oyun oynarken halının üstünde sızma ihtimalinizi göz önünde bulundurarak diğer odaların ve banyoların kapılarını kilitleyin.
  • Yine aynı ihtimali göz önünde bulundurarak; ufaklığın yetişebileceği boydaki masaların üstüne boğazında kalmayacak çeşitlerde ve yaş grubuna uygun meyve kaseleri bırakın. Bu onu kısa bir süre için de olsa oyalayacaktır.
  • Parka çıkarken yanınıza birkaç metre kalın bir halat ip alın, bir ucunu bücürük şahsa, diğer ucunu kendinize bağlayın. Kaydırağın ucunda kaymasını beklerken ayakta uyuya kalırsanız, fırsattan istifade sizi bırakıp kaçmasın diye. Bu gerçekten çok işe yarıyor. Sizden uzaklaştığı anda ip gerilip sizi sarsıyor, hem sarsılma ile uykunuz kaçıyor hem de malum şahıs hiç bir yere kaçamıyor.
  • Trafiğe çıkmayın. Yok yok sakın çıkmayın. Madem çıktınız park edince el frenini çekmeyi unutmayın.

Bu da bizim psikoloji bilimine hediyemiz olsun.

İnşallah Maslow'un  kemiklerini sızlatmamışızdır.





31 Ekim 2016 Pazartesi

Sabahları Şenlendiren Muzlu Pankek


Çarşamba'yı Pazar'a dönüştüren altın kıvam muzlu pankek :)




Eğer pişirirken yanınızda Sevgili Met gibi sabırsız bi şahsiyet yoksa kısık ateşte pişirerek pankeklerinizde altın rengini de yakalayabilirsiniz😉
Malzemeler:
-1 orta boy olgun muz(geceden oda ısısında beklemiş olması da yeterli olur)
-1 çay bardağı süt
-1 yumurta
-1 çay kaşığı kabartma tozu
-1 tatlı kaşığı keçiboynuzu tozu -1 tatlı kaşığı zeytinyağı
-1-1,5 çay bardağı kadar un
Un hariç hepsini blender ile ezin, unu ekleyip karıştırın. Eğer bu işlemi sürahiye benzeyen blender haznesi varya, işte onun içinde yaparsanız etrafı batırmadan pankek tavasıya dökmek çok rahat oluyor😉 Tavayı yağsız bir şekilde ısıtın, hamuru uygun miktarlarda tavaya dökün ve ocağı kısın. Üzeri göz göz olunca dikkatlice ters çevirin ve diğer yüzünü de pişirin. Sonra da üzerine bal, ceviz, nutella Allah ne verdiyse artık 😊
Afiyet olsun 🙏


2 Ağustos 2016 Salı

çocukla tatil sorunsalı..

Sevgili Met tam 15 aylık oldu. Oğlumuz doğduğundan beri hatta (diyabetli olduğumdan çok zor bir süreç olduğu için) hamileliğimde bile hiç tatile çıkmadık. Bildiğin 3 yıldır ayağımızı denize sokmuyoruz. Denizi bırak kışlık tatil, kültürel tatil, günübirlik tatil falan bile yok yani. Biz baya ev hayatını bile zor götürürken, şehir içi yolculukları bile oldukça sıkıntılı yaparken uzun yol aklımızdan bile geçmiyordu. Bu yıl baktık tüm arkadaşlarımız 3-5 aylık bebesini alıp şehir dışına hatta yurt dışına çıkınca bize de bir cesaret geldi, gideriz falan galiba ya, başarırız biz bu işi dedik ve tatile çıkmaya karar verdik.
Bu yazımda sizi Sevgili Met’in 8 saatlik yol boyunca sadece 30 dk uyuduğunu, geriye kalan geniş zaman diliminde sürekli ağlayıp oto koltuğundan kurtulmak istediğini, 67302974 kez mola vermemiz gerektiğini, puzzle ile, video ile, oyuncak ile, çubuk kraker ile hiçbir şekilde durmadığını, oteldeyken denize/havuza girmeyip, ama gölgede durmayıp, ama güneş kremi de sürdürmeyip, hele şapka asla takmayıp, güneşin tam tepede olduğu saatlerde bembeyaz teniyle kavrulmak suretiyle çayırda çimende koşturduğunu, hepsinin üstüne enfeksiyon kapıp, hastalandığını, hiçbir şey yemediğini ama asla, asla ve asla yerinde durmadığını anlatıp canınızı sıkmak değil niyetim. Benim gibi ilk kez bebekle tatile çıkıyorsanız valizinize neleri koymanız gerektiği hakkında iki satır yazayım da azıcık işinizi kolaylaştırayım diye şey ettim.

Öncelikle şunu belirteyim, oğlum 15 aylık olduğu için artık bizim yediğimiz birçok şeyi yiyor, dolayısı ile onun beslenme ihtiyaçları ile ilgili gıda olarak yanımda hiç bir şey götürmedim. Ancak bebeğiniz 6-12 ay arası ise devam sütü, cam rende, biberon, suluk gibi şeylere ihtiyacınız olabilir. Ben sadece mama önlüğü, minik boy renkli çatal-kaşıklarını götürdüm.  Otelde ise çorba, meyve ve taze pişirilen yemeklerden vermeyi tercih ettim.

Oğlumun valizine eklediğim diğer şeyler;
·        Bebek bezi
·        Alt açma bezi
·        Islak mendil
·        Su geçirmeyen mayo bez
·        Şampuan
·        Havlu
·        Serum fizyolojik
·        Ateş düşürücü
·        Ateş ölçer
·        Alerji ilacı
·        Sinek ısırığı kremi
·        Pişik kremleri
·        Tırnak makası
·        Kum kovası seti
·        Birkaç araba
·        Park yatak ve çarşaf (genelde otellerde oluyor ama oğlum uyku konusunda hassas olduğu için farklı bir yatağı yadırgar düşüncesi ile, kendi yatağını götürmeyi tercih ettim)
·        Yazlık uyku tulumu
·        İnce penye battaniye
·        Güneş kremi
·        Şapka
·        Mayo
·        Gölgelikli bebek can simidi
·        Havuz ayakkabısı, deniz ayakkabısı, yazlık sandalet ve spor ayakkabısı
·        Kısa ve uzun kollu pijemaları
·        Tüm atletleri, şortları, tshirtleri
·        İkişer adet uzun kollu tshirt, uzun eşofman altı
·        Birkaç adet çorap
·        Emzikler
·        Baston puset
Tüm bu listeden alıp da kullanmadığım tek şey can simidi oldu J Keşke yanıma alsaydım dediğim ise hiç bir şey olmadı.
Ama kendim için yanıma aldığım birçok şeyi boş yere aldığımı anladım. Birkaç şort, tshirt ve terlik yeterliymiş. Şık elbiselerin valizde git-gel yaparak ütüsü bozmaya gerek yokmuş. Beş günlük tatilin 3 gününde mayo giymeye bile fırsat bulamayan birinin diğer iki günde havuza girdiği 30 dk için mayo taşımasına bile gerek yokmuş bence. Hele şezlongda uzanırken oyalanırım diye kitap/dergi/tablet taşımak tam bir saçmalıkmışJ

Herkese iyi tatiller dilerim..

22 Haziran 2016 Çarşamba

30 YAŞ KARARLARI



Eskiden çok uzak gelirdi 30 yaşında olmak… Evet baya uzak zannediyordum ama şıpp diye geldi işte. Anlamadım bile ne ara 22’den 30’a vardım.

Ama hiiiiç 30 hissetmiyorum öncelikle onu söyleyeyim. 30 yaşında olunca insanın üzerine çökeceğini zannettiğim olgunluk, durgunluk, sakinlik… cık , yok valla hiçbiri uğramadı bana. Ama tabi sert köşelerim bir miktar da olsa törpülendi, azıcık yumuşadım en katı olduğum mevzularda bile. Beklediğim kadar olmasa da az biraz gelişme gösterdiğimi fark ediyorum 30 yaşıma bastığım şu sıcak yaz günlerinde.. Ama bu miktar beni pek kesmedi ki kendime bir dizi 30. yaş kararları aldım J

1-Detoks : yok ama gıda detoksu değil, eşya detoksu. Eşya derken bir evde, ofiste olabilecek ne varsa hepsinden bahsediyorum. Kıyafet, çanta, eski dergi, ofis malzemesi, numuneler, takı, toka, sehpa.. Kullanılmayan ama bi’ gün kullanırım diye atamadığım, kalabalık yapan, alanımı daraltan ne varsa bu detoks kapsamında yol vermek istiyorum. Kullanmadığım o kadar çok şey var ki, ya anısı var diye ya bi’ gün lazım olur da bulamazsam diye sıkıştırıp duruyorum çekmecelere. Mesela onlarca defterim var ama ben notlarım için sadece telefon ve tablet kullanıyorum. Artık hepsine elvedaa demenin vakti geldi.

2- Zaman yönetimi: bu aslında hepimizin derdi, büyük şehirde yaşayan herkesin zaman sıkıntısı var. Hep gidilecek yerler, aranacak arkadaşlar, ziyaret edilecek büyükler, yapılacak işler var ama vakit yok. Oğlum doğduktan sonra anladım ki vaktim yok diye sızlanıp durduğum günlerde ne çok vaktim varmış. Esas olan o ki iyi yönetilen bir 24 saatte her şeye olmasa bile birçok şeye zaman bulunabilir. Bu konuda bana kılavuz olacak kitabımın siparişini verdim bile J

3- Daha fazla film izlemek: bu madde 2016’nın başında eşimle aldığımız kararlardan biri aynı zamanda. Hedefimiz haftada 1 film izlemekti ancak Sevgili Met ile güne 5’te başlamamız, tüm gün koşturmamamız, günü en erken 21:00’da kapatmamız, bu arada filmi ayarlamamız, mısır patlatmamız, filmin başlaması, bitmesi derken saatin 00:00 olması ve uyanmamıza 5 saat kalmış olması sebebi ile yılın ilk 6 ayındaki skorumuz maalesef ayda 1 film oldu J Yeni yaşımda bu skoru en azından ayda 2’ye çıkarabilmek dileği ile..

4-Kütüphanemdeki okunmamış stokunu eritmek: ayda veya iki ayda bir mutlaka 5-6 kitap satın alırım ve bunların yarısını iki arada bir derede de olsa hemen okurum ancak diğer yarısını –aslında bilgilenmem gereken bir konusu olmasına rağmen – okuyamam, 5-10 sayfa okur kaldırırım rafa. İşte bunlar birike birike ufak bir tepe oldu. Kendime söz; o tepe erimeden yeni kitap siparişi yok.

5-Yavaşlamak: elimde sihirli bir değnek olsa, ilk bunu değiştiririm galiba. Şu aceleciliği, tez canlılığı, sabırsızlığı alıp uzaklara fırlatır, yavaşlık, sakinlik ile doldururdum içimi. Bu konuda yazılmış iki kitap almıştım ama okumasına bile tahammül edemediğim için kütüphanemdeki okunmamış stokunda başköşede duruyorlar. Öyle imreniyorum ki yavaş yürüyen, yavaş yiyen, yavaş konuşan, yavaş yaşayan insanlara. Ne diyeyim, 30’da olmadı, kısmetse 35’e kadar yavaşlamak dileği ile..

6- Sağlıklı yaşam: her zaman ilk hedef ama her türlü bahaneyle alt sıralara savuşturulan hedef. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak, stresten uzak olmak… Bu curcunada biraz ütopik sanki ama yine de şuraya koyalım bir sağlıklı yaşam kararı.

7- Daha fazla seyahat etmek: çocuksuz günlerimizde uzak-yakın demeden her fırsatta seyahat eder, yeni yerler görmek için programlar yapardık. Ancak çocuk sahibi olunca en uzun yolculuklarımız Avrupa yakasına geçmek oldu. Hamileliğin ilk aylarında biri lezzet diyarı Antakya diğeri fıstık dünyası Gaziantep olmak üzere iki seyahatimizi yakmak zorunda kaldık ve kendimizi güzide mahallemize hapsettik. Bir de Sevgili Met 3,5 aylıkken 4 saatlik mesafedeki aile büyüklerini ziyarete gitmiştik ki ben o yolculuk sırasında beyleri baş başa bırakıp, arabadan inerek son sürat ters yöne doğru koşarak uzaklaşmamak için kendimi zor tutmuştum. O denli keyifli (!) bir yolculuktu. Artık Sevgili Met’in bir yaşını geçmiş ufak bir yetişkin olmasının verdiği cesaretle yavaştan gezinmeye başlayabileceğimiz kanaatindeyim.

Sanırım bu bünyeye bu kadar yeni karar yeterliJ


E peki var mı sizin de eklemek istedikleriniz?

20 Haziran 2016 Pazartesi

Dünyanın En Pratik Kavurmalı Pidesi

Şu hayatta yapabileceğiniz en pratik ve lezzetli kavurmalı pidenin tarifini veriyorum. 3 dakikada hazırlanıyor, 5 dakikada pişiyor. Yalnız ancak ramazanda yapabilirsiniz çünkü 1 adet ramazan pidesine ihtiyacınız var :)



Pidenin kenarlarından birer parmak boşluk bırakıp, ortasının üst tabakasını kopartın. İçine göz kararı eritilmiş tereyağ gezdirin. Onun üzerine 200 gr rendelenmiş kolot peyniri serpiştirin. En üste de 150 gr kadar kavurmayı elinizle ufalayın. Pideyi bu hali ile yağlı kağıt serilmiş bir tepsiye yerleştirin ve 200 derecede önceden ısıtılmış fırında 4-5 dakika pişirin. Fena çooook fena lezzetli pideniz midenizi şenlendirmeye hazırdır.

Hayırlı iftarlar

18 Haziran 2016 Cumartesi

BABALAR GÜNÜNE FARKLI BİR HEDİYE : TERARYUM

Bu post babalar günü için kravat, gömlek, parfüm ve cüzdan almaktan bıkanlara :)

Bu yıl oğlumun babası için farklı bir hediye alternatifi arıyordum. Pinterestte gezinirken gözüme teraryumlar takıldı. Bilmeyeniniz yoktur heralde, son dönemde baya popüler çünkü. Her yerde tatlış mı tatlış teraryumlar görüyoruz. Ama biz bunu oğlumla bize özel bir şekilde hazırlamaya karar verdik, daha doğrusu ben karar verdim. Sevgili Met’de ‘’mamamamamam’’ diyerek beni onayladı.

Amacımız fanusta bir teraryum kompozisyonu hazırlayıp içine de minik ikonlarla hayallerimizdeki hayatı sıkıştırmak. Bu gaye ile başladık araştırmaya. Önce internette yapımını tarif eden bloglara bakındım, birkaç video izledim. Sonra alışveriş listesi çıkardım, bunları aramaya başladım ve teraryumu yapıp satan bazı çiçekçilerin bu işin meraklıları için oldukça pratik DIY paketler hazırladığını gördüm. Tesadüfen halamızın arkadaşının da bu işleri yapan biri olduğunu öğrenince malzemelerin büyük bir bölümüne birkaç saat içinde ulaşmış olduk. Sadece hayallerimizin minik ikonları eksik kalmıştı, onu da yine halamız Eminönü’nde bir pasajdan temin etti.

Ve başladık yapmaya…



Öncelikle temel gerekli olan malzemelerin listesini yazayım;

·        İstediğiniz şekil ve boyutta fanus
·        Farklı boy ve istediğiniz renklerde çakıl taşları
·        Torf toprağı
·        Aktif karbon yani kömür kırıntısı
·        Eldiven
·        Birkaç adet sukulent veya nemli ortama dayanıklı başka bitkiler
·        Süslemek için renkli kumlar, taşlar, teraryum süsleri (minik eşyalar), ağaç kabuğu parçası, çubuk tarçın vb.

Başlamadan önce fanusunuzu yıkayın ve iyice kurulayın. Ellerinize eldiveni geçirin ve fanusun en altına en az bir parmak kalınlığında çakıl taşlarını yerleştirin. Bu taşlar sulama yaptığımızda fazla suyun aşağıya akıp toprakla temasının kesilmesi için drenaj oluşturacak. Ardından aktif karbon parçalarını yerleştirin. Bu kömürcükler de bakteri ve küf oluşumunu engelleyerek teraryumuzun ömrünü uzatacak.

Alt katmanlar hazır olduğuna göre artık sukulentlerimizi yerleştirip, torfa ekebiliriz. En son aşamada da süslemelerimizi yaptıktan sonra teraryumumuza can suyunu veriyoruz. Ve hemen sosyal medyada paylaşıp havamızı atıyoruz. Yok yok hemen değil, önce bir babalar günü gelsin de sonra paylaşın :)






Bu arada bizim hayalimiz bahçeli bir evde yaşamak olduğu için süsleme malzemeleri olarak bir ev, bahçeye iki mantar, bir bank, sukulentlerimizi sulayan bir köpek yerleştirdik ve bahçemize de yine hayalimiz olan vosvos minibüs park ettik.

Baba olsun olmasın, çevresindekilere babalık yapan, babacan herkesin babalar gününü kutlar, keyifli bir hafta sonu dilerim..

15 Haziran 2016 Çarşamba

BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK UYKU EĞİTİMİ -3

Annesi ve babası olarak uyutamadığımız yavrumuzu bilimin güvenli kollarına emanet etmeye karar verdik ama bir uyku koçu ile nasıl çalışılır, uyku koçu ne yapar, eve gelip mi uyutacak, telefondan ninni mi söyleyecek, bizim yapmadığımız/yapamadığımız ne yapacak, bu konularda pek de bilgimiz yoktu. Etrafımızda uyku koçu ile çalışmış tek bir örnek vardı; üst kat komşumuz. Ancak onlar da eğitimi sadece 4 gün devam edebildiklerini, çocuğun psikolojisinin olumsuz etkilendiğini gözlemledikleri için eğitimi yarıda bıraktıklarını söylemişlerdi. Fakat dört gün verdikleri eğitimin bile onları çok iyi geldiklerini söyleyip, bize de profesyonel biri ile çalışmayı tavsiye etmişlerdi.

Aslında esas konu buydu: oğlumun psikolojisi. Bizim bu süreci tek başımıza atlatamamamızın gerçek sebebi. Elimi bırakırsam o kadar ağlıyordu ki. Ayağa kalkıp, bana dokunmaya, boynuma sarılmaya çalışıyordu. Bana olan güveninin zedelenmesinden korkuyordum. Korkmasından korkuyordum. Her ikimizin de artık gerçekten uyuması gerektiği su götürmez bir gerçekti ama bunun bu şekilde olması beni inanılmaz rahatsız ediyordu. Onu üzmek, üzerek uyutmak istemiyordum. O bu kadar üzülürken doğru mu yapıyorum, yanlış mı yapıyorum, kaş yapıyorum derken göz mü çıkarıyorum bilemiyordum. Birinin bana whatsapp’tan ‘’hayır, Ezgi Hanım sorun yok, doğru yoldayız, bunları hatırlamayacak bile’’ diye mesaj yazmasına ihtiyaç duyuyordum ve uyku koçuna yaptığım ödeme de tam olarak bunun içindi. Bana günde birkaç kez ‘’sorun yok, devam edelim’’ yazması için.

Bu yazıda hangi uyku koçu ile çalıştığımızı söylemeyeceğim. Çünkü aşağıda yazacağım bazı sebeplerden ötürü bu dönem benim için çok rahat geçmedi. Zaten rahat geçmeyecekti ama uyku koçu ile çalışıyorsam bunun bana pozitif anlamda yansıması gerekirdi. Dolayısı ile beklentimi karşılamadığı için olumsuz bir yorum belirtip adını yazmak ve işlerini engellemek istemiyorum. Çünkü o dönem duygusal olarak o kadar çökmüştüm ki bir miktar yardıma, azıcık dinlenmeye, birazcık ilgiye, bir kase çorbaya o kadar çok ihtiyacım vardı ki sadece uyku koçundan değil ailemden, yakınlarımdan, arkadaşlarımdan da çok fazla beklenti içine girmiştim ve beni aramayan, mesaj atmayan, ziyaret etmeyen herkese düşman olmuştum. Dolayısı ile uyku koçumuzun bende yarattığı izlenimde haklı mıyım, haksız mıyım emin değilim. Haksız yere de kötü bir şey yazıp işlerini etkilemek istemem çünkü web sitesinde hep iyi yorumlar yazıyor, kendisi ile çalışan anne/babaların sürekli teşekkür mektuplarını yayınlıyor. Sosyal medyada takipçisi çok fazla, tv kanallarına çıkıyor, eğitimler veriyor. İşin oldukça ehli kısaca ama dediğim gibi ben o dönemi ve şu anki halimizi düşününce çok da şükranla anmıyorum kendisini.

Bu uzun parantezi kapattıktan sonra konumuza uyku koçu araştırması ile dönüyorum. İnternette ve sosyal medyada arama yaptığınızda zaten 3-4 adres çıkıyor. Bunlardan teklif alıp, iyi elektrik aldığımız biri ile başlarız diye düşünürken, samimiyetine inandığım ve blogger’ın bu konuda bir yazısına denk geldim. Neredeyse 1 yaşına kadar uyumayan bebeği, bir uyku koçu ile çalışarak 15 günde kendi kendine ve deliksiz uyuyan bir bebeğe dönüşmüştü. Tamam dedim, aradığım koç bu. Başkası ile görüşmeye hiç gerek yok. Sonra yazısında bahsettiği uyku koçunun web sayfasını incelemeye başladım. Yorumlar inanılmazdı. ‘’Uyku eğitiminden sonra çocuğumu zorla uyandırıyorum!’’ resmen böyle yazmışlardı. İşte ben de onlardan biri olmak istiyordum. Ben de Sevgili Met’i zorla uyandırmak istiyordum.

Hemen iletişime geçtim, ödemesini yaptık, birkaç form doldurduk, ardından eğitim öncesi nasıl olduğumuzu görmesi için iki gün uyku güncesi tuttuk. Nasıl uyudu, ne kadar uyudu gibi bilgileri içeren. Ardından eğitim planı geldi. Beni ilk rahatsız eden şey bu oldu. İlk telefon görüşmemizde oğlumun durumundan detaylıca bahsettim, uyku koçumuz bana her bebek aynı yöntemle uyumaz, biz oğlunuza özel, onun neye ihtiyacı olduğunu bularak uyku eğitimini veririz demişti ancak gelen uyku planı benim elimdeki uyku planının aynısıydı. Olabilir dedim, demek ki onun tepkilerine göre değişiklik yapacağız ama o da olmadı. İki hafta diye başlayan program bir aya uzadı. Bu süreçte oğlumun akşam üzeri uykusuna sürekli direnmesine rağmen ve benim ısrarla acaba başka bir şey mi denesek diye sormama rağmen bu uyku planında hiçbir değişiklik olmadı.

Uyku eğitimine başladık. Uyku koçumuz whatsapp ile hizmet veriyordu. Dediklerini harfiyen uyguladım. Öncelikle gece beslenmemizi bir ile sınırlandırmamızı istedi. Gece sadece bir kez 11’de mamasını verecektik, tüm gece başka mama yok. Bir de emzik konusu vardı. Yatağına 4-5 adet emzik koymamızı ve emziği düştüğünde kalkarsa asla vermememizi, kendisinin arayıp, ağzına takması gerektiğini söyledi. Ben her ne kadar oğlumun bunu yapabileceğine inanmasam da valla başardı. Bu dönemde eve kimse gelmedi, biz hiçbir yere gitmedik. Gittiklerimiz de yakın yerler ve uyku aralarında oldu. Uyku saatinden önce mutlaka eve döndük. Çünkü pusetinde uyursa yatağa koyamıyorduk, uykusu çok hassas olduğu için dokununca uyanıyordu.

Uyku eğitimine gece uykusu ile başladık ve ilk akşam Sevgili Met tahminimden daha iyi tepki verdi, yaklaşık 45 dakika kadar ağlayarak uykuya daldı ve sabaha kadar deliksiz uyudu. İnanılmazdı gerçekten. Rüyamda görsem inanmazdım. Aylardır o kadar yorulmuştuk ki biz de uyanmamışız. Sevgili Met doğduğundan beri ilk kez deliksiz uyumuştuk. Ertesi gün öğlen de yine benzer bir süre ağlayıp uyudu. Ancak kısa süre uyudu, sonra uyandı. İyi bir başlangıç yaptığımız için ve biraz da web sitesinde yazan yorumların etkisiyle birkaç gün içinde yatağına koyar koymaz uyur zannediyordum ama yanılmışım. İki haftalık program bitti, yaklaşık iki hafta daha devam ettik. Bu dönemde ben karşımda sürekli ağlayan oğlumla, sinirlerim laçka olmuş şekilde, ‘ne zaman ağlamadan uyuyacak’ diye uyku koçumuza sorular sorarken; aldığım yanıt hep aynıydı. ‘gayet iyi gidiyoruz’ , ‘sabırsız olmayın’ . Sanki herkese copy-paste aynı yanıtı gönderiyormuş gibi geliyordu. Hep iki kelimelik cevaplar. Fazla detay yok ve hep aynı cevap. Ben de yukarıda bahsettiğim gibi sağlıksız bir ruh hali içinde olduğum için, oğlumu uyutabileceğini umduğum tek insandan biraz daha alaka bekliyordum. Böyle düşünmekte ne kadar haklıyım bilmiyorum ama beklentim karşılanmadı diyebilirim.

Birinci ayın sonuna yaklaşırken artık 45 dakika yarım saat ağlamıyordu ama hala bir dengesizlik hali vardı. Bir uykusunda yatağa başını koyar koymaz saniyeler içinde sıfır ağlama dalarken, sonraki uykusunda 5-10 dakika ağlayabiliyordu. Uyku koçumuz bu tarz gerilemelerin doğal olduğunu söylemişti. Öğlenleri ise hala kısa süre uyuyordu, toplamda uyuması gereken uyku süresine ulaşamıyorduk.

Bu arada yılbaşına birkaç gün kalmıştı. Haftalar öncesinden yılbaşı akşamı için kardeşimde toplanmayı planlamıştık ama eğitim düşündüğümüzden de uzun sürmüştü ve biz hala ev dışında bir uyku denemesi yapmamıştık. Bu konuyu uyku koçumuza sorduğumda oğlumun henüz uykuları tam olarak yoluna girmediği için hazır olmadığını ama kararı bize bıraktığını söyledi. Ben de iyiden iyiye sıkılmıştım, ne eve kimse geliyordu ne biz kimseye gidiyorduk, bir aydır ciddi bir kamp hayatı yaşıyorduk. Eşimle konuşup, gece kardeşimde kalmayı denemeye karar verdik. Sevgili Met’in nasıl bir tepki vereceğini merak ediyorduk. Uyku koçumuzu arayıp, kararımızı açıkladım. Peki dedi, birazdan ev dışı bir ortamda uyuturken nelere dikkat edeceğinizi anlatan bir mail göndereceğim dedi. Gönderdi de, ancak gelen mailde ‘uyku eğitiminiz bitti, mezun oldunuz’ yazıyordu. Ben şok J Daha iki saat önce dışarıda uyumaya hazır değil dediği oğlum birden mezun olmuştu. Sonra bir telefon görüşmesi yaptık, doğru anladığımdan emin olamadım çünkü. Görüşmede de mezun olduğumuzu teyit etti, ‘’artık sistemi öğrendiniz, bundan sonrasını halledersiniz’’ dedi. Ben de bu kamp döneminden o kadar sıkılmıştım ki ‘’ama benim oğlum hala ağlamadan uyumuyor, hala kısa süre uyuyor, daha mezun olmadık,’’ demedim. Böylece bu maceranın sonuna gelmiş olduk.

Şimdi nasıl mı? En azından gece deliksiz uyuyor derken, orta kulak iltihabı, aşı, ateş, diş çıkarma gibi sebeplerden uzun zamandır deliksiz uyumuyoruz. Ama bir sıkıntısı yoksa uyansa bile kısa sürede dalıyor tekrar. Bu arada uyku eğitimi bittikten sonra, oğlumu odada yalnız bırakıp çıkmayı kestim, o şekilde iyi hissetmiyordum çünkü kendimi. Şimdi uyku rutinlerimizi yapıp, yatağına yatırıyorum. Yatağının karşısındaki koltuğa geçip, o uyuyana dergimi karıştırıyorum. Uyuyunca odadan çıkıyorum.


Ve mutu son..  Sevgili Met mışıl mışıl uyuyor J

2 Haziran 2016 Perşembe

BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK UYKU EĞİTİMİ -2

Evet, gerilim filmi devam ediyor. Uykusuzluk canımıza tak etti ve bir yola çıktık. Amacımız sallama, pışpışlama, emzirme, öpme, okşama, arabada gezdirme gibi hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan kendi kendine ve deliksiz uyuyan bebelerimizin olması, o uyurken bizim de uyku, yemek, film izlemek, duş yapmak, bir arkadaşımızla iki lafın belini kırmak  gibi insani ihtiyaçlarımızı karşılamamamız, hayata geri dönmemiz…

Uyku eğitimi yöntemimi seçerken birçok ekolü okudum, uygulayanların yorumlarını okudum. Hepsinden kafama yatanları not aldım ama ağırlıklı olarak The Sleep Lady- Kim West’in İyi Uykular Tatlı Rüyalar El Kitabı’ndan destek aldım. Kafam karıştıkça, kararsızlığa düştükçe onu açtım okudum. ‘Kafanı karıştıracak ne var canım?’ diyebilirsiniz. Evet, yok aslında, her şey gayet açık. Ama bu küçük insanlarda öyle numaralar var ki adınızı bile karıştırabilirsiniz. Sistem belli, çok net aslında ama çok alakasız bir tepki veriyor, ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.

Neyse artık konuya gireyim. Ancak öncelikle bebeğinize kiminle bakıyorsanız, anneanne/baba/bakıcı vb. bu konuda hem fikir olmalısınız o kişiyle. Siz evde yokken ayağında sallar, çok ağlayınca ‘’ayy ben dayanamıcaaamm’’ yapar falan maazallah! Emekleriniz boşa gider. Yok, eğer tek başınıza bakıyorsanız ve eğitimi yalnız verecekseniz, kendiniz ile mutabık olun öyleyse. Güçlü, istikrarlı, kararlı ve dirayetli olmak zorundasınız. Yoksa bu yolun sonu gelmez. Bi’ kerecik geri adım atarsanız hep atarsınız ve o minik insan bunu bildiği için size o adımı attırana kadar uyumaz. Gerekirse günlerce uyumaz, inanın bana. Zaten bu onun için çok da zor bir şey değil. Aylardır uyumayan birinden bahsediyoruz. Bu aşamayı tamamladıysak uygulamaya başlayabiliriz.

Bu eğitim sırasında size lazım olan malzemeler; bir adet uyumayan bebe, bir adet bebek karyolası, bi’ sandalye ve bir tane de uykusuz ana veya varsa (aslında daha çok tercih edileni) baba. Genel olarak Ferber abimizin sert üslubu hariç hepsi aynı kapıya çıkıyor aslında. İlk üç gün sandalye yatağın yanında, sonraki üç gün odanın ortasında, sonraki üç gün odanın kapısında, son üç gün ise odanın dışında,koridorda veya bebeğinizin sizi görmeyeceği ama sizin onu göreceğiniz/duyacağınız bir yerde.

Tüm malzemelerimiz tamamsa uyku rutinlerimizi belirleyelim. Size ve bebeğinize en uygun, en pratik, en rahat rutinler neler olursa onları yapın. Öğlen uykularının rutinleri daha kısa, gece uykusununki daha uzun olsun. Mesela bizimki şu şekilde; öğlen perdeleri kapatıyoruz, uyku tulumunu giyiyoruz, su içiyor, emziğini alıyor, öpüp iyi uykular, tatlı rüyalar diyoruz duyabileceği bir sesle ve yatağa yatırıyoruz. Gece ise buna duş ve süt içme ekleniyor.

Bu şekilde başladık kendi çapımızda uyku eğitimine ancak ben ilk üçgünde sandalye ile yatağın yanında oturmanın yanına asrın hatasını yaptım ve elini tuttum L L L evet bunu yaptım. Sallamadan uyudu ama bu defa elime alıştı, elimi çeker çekmez uyanıyordu. Dolayısı ile ilk üç günden sonraki aşamaya geçemedik yani sandalyeyi odanın ortasına alamadım. Çünkü odanın ortasından malum şahsın elini tutamıyordum. Bir tarafım buna da şükür derken bir tarafım gece-gündüz tüm uykularda elelesiniz, bi’ saçmalama lütfen diyordu. Bu dönemde Sevgili Met’in odasını ayırmıştık, uyku tulumuna alıştırıp battaniye açıldıkça uyanmaların önüne geçmiştik, sallamayı bırakmıştık ama bunların hiç biri hala bana uyuma lüksünü tanımıyordu. Okuduklarımı uygulayamıyordum. O kadar çok ağlıyordu ki çaresiz kalıyordum. Eşimle konuştuk, bu işi tek başımıza çözemeyeceğimize karar verdik ve bir uyku koçu araştırmaya başladık. Peki uyku koçu önderliğinde uyku eğitiminden sonra Sevgili Met uyudu mu? Detayları yazımızın üçüncü bölümünde J

Bol uykulu günler, geceler dilerim



6 Mayıs 2016 Cuma

BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK: UYKU EĞİTİMİ

Baştan uyarayım; eğer hamileyseniz veya bebek bekliyorsanız bu yazıyı okumayın. Hatta sadece bunu değil uyku eğitimi ile ilgili hiçbir yazıyı okumayın. Zira hiçbir şey planladığınız gibi olmayacak. 

Eğer şanslıysanız çocuğunuz zaman, mekân ayırmaksızın, rutin ihtiyacı olmadan uyuyan bir bebek olacaktır. Eğer biraz şanslıysanız bebeğiniz ilk aylarda, hiç olmazsa ilk 40 gün uyuyacak sonradan düzeni bozulacaktır. Ama eğer kör bir talihe sahipseniz  -bizim gibi- o zaman karnınızdan çıktığı andan itibaren uyumayacaktır. Her an uykuya dalacakmış gibi yapıp dalmayacak, dalsa bile siz yanından ayrılmadan uyanacaktır. Ufacık bir sese zıplayacaktır, nefes alırken ciğerlerinizden çıkan ses gibi, ayağa kalkarken diz kapağınızın çıtırdaması gibi.

Daha açık bir tabir ile; kendinizi bir gerilim filminin başrolünde bulacaksınız. Üstelik ne kadar uzun süreceğini bilmediğiniz bir film. Panikle ve endişeyle etrafınızda benzer filmlerde başrol oynamış arkadaşlarınıza soracaksınız: ‘’sizinki ne kadar sürdü?’’ Cevaplar o kadar geniş bir yelpazede olacak ki, kendi filminizin süresini kestiremeyecek, dipsiz bir kuyuda karanlık derinliklere doğru düşmeye devam edeceksiniz. Bana 6 ay diyen de oldu, 15 ay diyen de, 3 yıl diyen de. Ama bir gün 9 yıl diyen oldu. İşte o gün bende film koptu.

Bizim hikâyemizin ilk 6 ayı şu şekilde geçti; uyumadık. Çekirdek aile olarak hiçbir şekilde uyumadık. Artık uykusuzluktan halüsinasyon görmeye başlamıştım. Sinir kat sayım artmış, hiç kimseye, hiç bir şeye tahammülüm kalmamıştı. O dönemde anladım ki uykusuzluk adama her şeyi yaptırır.’ Yok canım ben hayatta yapmam’ dediklerini bile.

Hayat böyle devam edemezdi, artık benim bir şey yapmam gerekiyordu. Şu küçük adamı bir şekilde uyutmam gerekiyordu. 6. aya gelmiştik, gaz bitmişti, ilk dişlerimizi patlatmıştık, alerji testleri yapılmıştı, altı temiz, karnı tok, keyfi yerindeydi, dünyaya ve bana alıştığını da varsayarak uyumaması için hiçbir mantıklı sebep bulamıyordum. Bu 6 ay uyutmak için neler denediğimizi bilmek isterseniz hakim beye anlaştmıştım, siz de buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.

Neyse ben başladım araştırmaya; uyumayan bebekler, uyutan yöntemler, en güvenilir uzmanların videoları, röportajları. Dedim ben bu işi yaparım. Yöntemlerden birini seçip, derhal başlamalıydım. Ama önce odasını ayırmaya karar verdim. Çünkü artık eğer başarırsam, bir şekilde uyutursam, ben yatağa yattığımda nevresimin hışırtısına uyanacak bir küçük adama tahammül edemeyebilirdim. Dolayısı ile ne kadar uzak o kadar iyi. Odayı ayırırken ya ağlarsa ve sesini duyamazsam diye endişe etmedim mi? Tabi ki ettim ama ne kadar yorgun olursanız olun, odası ne kadar uzak olursa olsun, anne duyar, anne hisseder dedikleri doğru. Oldu ki çok yorgunsunuz, derin daldınız duymadınız. O zaman baba duyar. O da mı duymadı, 10 dakika ağlasın canım bir şey olmazJ Sanki anında yanında bittiğinizde ağlamıyor, hemen susuyor. Bırakın ağlasın azıcık. Zaten eğitim sırasında bol bol ağlayacak. Ben ilk gecelerde odasına telsizi kurdum ama baktım gerek yok, kaldırdım. Böylece bir cesaret odasını ayırmış olduk tam 6 aylıkken. Zaten ne kadar erken ayırırsanız o kadar iyi, süre ilerledikçe anne için de bebek için de zor olacağı kanaatindeyim ama tabi bu tercih meselesi. Özellikle çalışan anneler bütün gün bebeklerinden uzakta oldukları için gece de ayrı kalmak istemeyebilirler. Ancak biz tam tersi gün içinde o kadar yapışıktık ki gece birkaç metre de olsa uzaklaşmak iyi gelecek diye düşünmüştüm.

Sıra geldi ekollerden ekol beğenmeye.. O kadar çok seçenek vardı ki, Ferber mi, Kim West mi? Tracy teyze mi? Yoksa güzel yurdumuzdan Adem Güneş mi? Tansu Oskay mı? Süper Dadı mı? Bismillah deyip ortaya karışık bir ekolle başladık eğitime. 

Tam en heyecanlı yerinde reklamlaaaaar J Bu postun yeterince uzun olması sebebi ile ilk uyku eğitimi maceramızı bir sonraki posta saklıyorum.


Yüzünüz gözünüz şişene kadar uyuduğunuz huzurlu günler-geceler dilerim.. 

16 Nisan 2016 Cumartesi

Sevgili Met'in Tay Çöreği Kutlaması

Merhaba,

Sevgili Met’in diş buğdayı kutlamasının detayları postunda söz verdiğim gibi geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdiğimiz tay çöreği kutlamamız hakkındaki yazıma başlayabilmiş olmanın haklı gururu ile hepinizi selamlıyorum J


Şimdi diyeceksiniz ki bu tay çöreğini nereden uydurdun? Vallahi ben uydurmadım, tamam sırf parti yapmak için türlü sebepler uyduracak kapasitem var ama yemin olsun ki bunu ben uydurmadım. Araştırmalarıma göre tay çöreği kutlamalarının tarihi diş buğdayı kutlaması kadar eskilere dayanmakla birlikte, güzide ülkemizin farklı bölgelerine göre ismi ‘adım ekmeği, adım çöreği, tay tay lokması’ gibi değişiklik göstermektedir. Günümüzde ise daha çok ‘ilk adım partisi’ olarak isimlendirilmektedir.



Amacı ise hem ilk adımını atan bebişimizin hayatındaki bu önemli gelişmeyi sevdiklerimizle kutlamak hem de kısa sürede, düşmeden, seri bir şekilde yürümesini sağlamakmış. Öyle ki yürürken sürekli takılıp düşen tiplere ‘ senin adım çöreğin yapılmadı mı ki bu kadar düşüyorsun?’ diye sorarlarmış rivayete göre. Ben de benim tez canlı oğlum en kısa sürede düşmeden yürümeyi öğrensin diye adım çöreğini yapıp, sevdiklerimizle yiyelim dedim ama yürümeden koşmaya çalışan oğlum için çözüm olur mu bilmem. Kafa göz mosmor ilerliyoruz şu günlerde L

Süslemeleri diş buğdayında olduğu gibi yine kendim hazırladım. Beyaz ve gümüş renklerde bayraklara Ali Mete ve Yürüyor yazılı iki sıra banner hazırladım. Bannerların başında ve sonunda mavi bir baykuş görseli kullandım. En altta da küçük ve büyük mavi ayak izleri etiketlerini daire şeklinde kestiğim beyaz kartonlara yapıştırarak farklı bir banner astım.  Hepsinin üstünü ise beyaz ve gümüş renklerde balon ile süsledim. Aslında ben tarif ettim, selvi boylu teyzelerimiz süsledi J


Davetlilerimize hediye olarak günün anlam ve önemine uygun parlatıcı ayakkabı süngeri hediye ettik J Şeker büfesindeki beyaz ağaçta, mavi puantiyeli minik poşetlerin içinde bu minik hediyeler yer alıyor. Pastamız yine temamıza ve renklerimize uygun, bir o kadar da sadeydi. Gri- beyaz puantiye kaplamalı pastanın üzerinde mavi beyaz bir ayakkabı yer alıyor ve altında ilk adımı attı- 16.02.2016 yazıyordu.  Şeker büfesinin her iki yanına ızgara şişe taktığımız beyaz marshmallow’ları ve üzerine baykuş görselli etiket yapıştırdığımız mavi-beyaz şekerleri saksı ile yerleştirdik. Hemen yanında ise beyaz bezeler ve nam-ı diğer tay çöreklerimiz yer alıyordu. Mavi beyaz cupcake kalıplarında ise pırasalı kiş ve havuçlu patates püresi vardı, evet onların şeker büfesinde olmayı hak edecek kadar şekerli olmadıklarının farkındayım ama pasta varken kimse başka tatlı yemiyor diye tuzlu yaptık onların içini de J



Tay çöreği/adım ekmeği/adım lokması, adını ne derseniz artık; bu tuzlu hamurlu şeyin belli bir tarifi yok. İsterseniz dereotlu poğaça yapın, isterseniz mahlepli çörek. Tek farkı içine madeni para koymanız (tabi dezenfekte edilmiş şekilde J ) , yani sıradan bir çöreğin içine bir adet para koyduğunuz zaman oluyor size tay çöreği. Ve o çöreği kim yerse yürüyen bebişe hediye alması gerekiyor ki bu hediye genelde ayakkabı oluyor J Biz kurnazlık yapıp iki tane koymuştuk, ikisi de teyzelerimize çıktı J



Kutlamamızda bize gelen en özel hediye ise Sevgili Met’in halasının ve kuzenlerinin kendi elleriyle yaptığı pano oldu. Aslında panodan çok afişe benziyor. Üzerinde 16 Şubat 2016, ‘Ali Mete 309. Gün dünyaya ayak bastı ‘ yazıyordu. Oğlum 10 ay 2 günlükken yürüdü ve bu tarih 309 güne denk geliyor. Sizce de çok ince düşünülmüş bir hediye değil mi? Üstelik her bir harfi tek tek kesilmiş, dikilmiş, inanılmaz bir emek J Ancak biz henüz Ali Mete’nin bir fotoğrafını çekemedik bu afişin önünde. Kendisi bugünlerde fotoğrafı çekilirken sanatçı kaprisi yapıyor çünkü L

Bu arada Sevgili Met tay çöreği kutlamasında emekleyerek bir ilke daha imza attı. Neyse ki ilk adımlarını attığı videoyu sosyal medya hesaplarımdan paylaşıp, herkese yürüdüğünü kanıtlamıştım. Yoksa çocuğunun yürüdüğünü zannedip kutlama yapan anne kategorisinde Oscar adayı olacaktım.



Tay Çöreği de bitti sırada ne var dediğinizi duyar gibiyim J Bir buçuk ay sonra doğum günü var, ondan sonra da bakacağız artık. Her anne gibi benim için de oğlumun her gelişimi, her değişimi kutlanası nitelikte. Dilerim daha nice kutlamalar yapmak kısmet olur J Zaten şurda 3-5 sene sonra ‘offf anne yhaaa biz kankalarla takılcasss’ diyip doğum gününde beni istemeyebilir bile J O güne kadar ne yapsam kardır J

Sevgiler,



12 Nisan 2016 Salı

Sevgili Met 1 Yaşında


Evet evet 8 değil, 6 da değil, 3 bile değil sadece 1 yaşında!

Sanki 10 yıldır birlikteyiz Sevgili Met ile.. Bu bir yıldaki her 24 saatlik döngüyü o kadar dolu dolu yaşadık ki herkes ne çabuk 1 oldu dese de bana yıllar geçmiş gibi geliyor.

3 aylık falandı sanırım, hiç büyümeyecek sandım. Yıllar geçip gidecek, o hep böyle bir avuç kalacak, böyle kulaklarımı zımparalayarak ağlayacak, ben yaşlanıp çökeceğim, o hep böyle kalacak sandım. Bi' ara hakikaten zaman durdu sandım. Kötü bi kamera şakası gibiydi. 

Ama işte büyüdü, meşhur ninnide söylendiği gibi değil üstelik, uyumadan büyüdü hem de. 1 yaşına geldi. Ben şu geldiğimiz noktada, nefes aldığımız şu ana ulaşmış olmamızdan dolayı -aslında hiçbir anneden ve bebekten farkımız olmasa da- zorlu bir olimpiyat parkurunu tamamlamışcasına kendimle ve oğlumla tüm kalbimle gurur duyuyorum :)


ve Sevgili Met,

Ardımızda kalan bu 1 yılda pratikte ben seni büyütüyor olsam da, sen benim büyümeme daha çok katkıda bulundun her ne kadar farkında olmasan da.. büyüdüğünde bunları tüm detayları ile anlayacağım sana:) büyüdüğünü görmek, sana bişeyler anlatmak, bana bişeyler anlatman için sabırsızlanıyorum Sevgili Met. Bak mesela büyümemi sağladığın konulardan biri; ben dünyadaki en sabırsız ve aceleci insanın kendim olduğunu sanırdım. Teyzelerin ve baban da bu konuda hem fikir. Ama sonra sen geldin ve ben hayatımda ilk kez benden daha aceleci ve sabırsız biri ile tanıştım. Seni tanıyana kadar aceleci olduğum tüm diğer konularda biraz yavaşladım mecburen. Ertelemeyi öğrendim mesela. Hafızamın o kadar da güçlü olmadığını, bazen bazı şeyleri unutabileceğimi gördüm. Senden önce ben hiçbir şeyi unutmazdım inanabiliyor musun? 

İnsanın herhangi birşey ile gurur duyması için, olağanüstü şeylere ihtiyacı olmadığını öğrendim. Herşeyin bakış açısında saklı olduğunu fark ettim. Bir insana kimsenin annesi gibi bakamayacağını, annesinin kadrajından bakılınca en sıradan şeyin bile büyük bir başarı olabileceğini fark ettim. Yere düşen emziğini eğilip yerden alıp, dengesini kaybetmeden tekrar kalkmayı başaran veya tombik parmakları ile kavradığı havucu ağzına denk getirebilen küçük bir adamla gurur duyabilirsin mesela.

Günlerden birgün,  sen gerçekten çok ufakken, galiba sadece ayaklarını çırpabiliyorken, baban bu halinle bile gurur duyduğunu söylemişti. "Varlığı yeterli oğlumla gurur duyabilmem için"  demişti. Sen de baba olduğunda anlayacaksın klişesini kullanmamın tam zamanı galiba:)

Mutlu olmak için de çok geçerli sebeplere ihtiyaç olmadığını anladım oğlum. Minik bir "pırttt" sesi bile nobel ödülü almışçasına mutlu edebilir seni :) 

Canım oğlum, senin büyümeni izlerken ben, kendimi de keşfettim. Burnumun direğininin, kalbimin ortasının, ciğerimin köşesinin yerlerini iyice öğrendim. 

İyi ki doğdun oğlum sen, iyi ki varsın..

Nice mutlu yaşların olsun.. Şimdi olduğu gibi seni sevenler hep etrafında olsun.. 





9 Mart 2016 Çarşamba

Sevgili Met'in Diş Buğdayı Kutlaması

Telefonumun blog notlarında yer alan, aylardır yazılmayı bekleyen bir konu daha bugün yazılmama kaderinin ağlarından kurtularak burada gün ışığına çıkıyor.. Peki niye durdum durdum yazmak için bugünü buldum; oğlum ilk minik adımlarını attı ve bu hafta sonu tay çöreği partisi var :) Onun öncesinde yazayım da arayı soğutmadan  hemen tay çöreğini de yazarım dedim, dediğimi yapabilmem dileği ile başlıyorum diş buğdayı detaylarına..

Anası gibi tez canlı oğlumun her şeyi gibi dişi de erkenden, henüz kendisi 5,5 aylıkken çıktı ve 6 aylık olmasına birkaç gün kala diş buğdayı organizasyonunu gerçekleştirdik.
Hem akraba hem arkadaş yönünden oldukça zengin olduğumuz için Cumartesi ve Pazar olmak üzere iki ayrı günde organize ettik. Ne gerek var ayrı ayrı bir kere de yapıp kurtulsaydın demeyin, ne evim ne ben aynı anda 70 kişiyi ağırlayabilecek durumda değiliz :) Sağ olsunlar hala ve teyze destekleri sayesinde iki günün de altından kalkmayı başardık.


Öncelikle parti teması belirlenir ya ben tema yerine renk seçtim.  Mavi, lacivert, bordo, gümüş ve tabii ki beyaz olmak üzere beş renk seçtim. Süsleme ve şeker büfesi hazırlığını bu renkler üzerinden yaptım. Telefonumdaki bir aplikasyon ile bir davetiye hazırladım ve arkadaşlarımıza, akrabalarımıza mesajla bu davetiyeyi ulaştırarak ilk adımı attım.



Duvar süslemeleri için bu renklerde kartonlar aldım ve büyük ve küçük olmak üzere iki boy kağıttan çiçekler yaptım. Aslında tam çiçek de değil, rüzgar gülü gibi. Yapımı o kadar basit ve kısa sürüyor ki Sevgili Met’in kısacı uykuları arasında bile yapmayı başardım ama tabii tek başıma değil, babamızın desteği ile :) Çözene kadar baya bir karton ziyan ettim ama deneme yanılma yolu ile olayı çözdükten sonrası çok kısa sürdü. Yapması çok kolay ama anlatması biraz şey, neyse o da faklı bir post konusu olsun, ben notumu aldım. Duvar süslerini Balon evi’nden aldığım yine aynı renk balonlarla tamamladım. Balonları çubuklara takıp plastik saksıların içindeki köpüklere tutturdum, içine de beyaz saksı taşlarından koydum ağırlık olsun diye. Düşmedi mi? Tabii ki düştü, ama olsun 3-5 foto idare etti :)


Masanın önüne ve Sevgili Met’in mama sandalyesine hastane süslememizde yataklarımızın ayak ucuna takılan mavi fiyonkları astık, böylelikle ikinci kez kullanmış olduk. Şeker büfesinde (fotoğraf çekilen alan olarak da tanımlayabiliriz burayı :) ) beyaz bezeler, kırmızı elma şekeri, mini cam damacana da nar suyu, diş hediği kasesi, mavi ve kırmızı puantiyeli kaplarda cupcake’ler ve diş temalı pastamız yer alıyordu. Bir de kapıya karşılama panosu yerine ISIRILACAKLAR LİSTESİ yaptım ve tüm davetlilerin adını yazdım, davetiyeyi tamamlayan bir karşılama panosu oldu :)


Gelelim Sevgili Met’den sonraki başrol oyuncusu diş hediğinin tarifine;
İnternette bu konuda birçok tarif var, kafanız karışabilir. Klasik tariflerin yanında modernize olmuş ama bana göre fazla karışık olan tarifler de mevcut. Ben konuklarımız damak tatlarına göre kendileri hazırlasınlar diye minik bir köşe yaptım şeker büfesinde. 4 su bardağı hedik ve 1 su bardağı nohudu düdüklü tencerede haşladım. Süzüp, ayaklı ve geniş bir kaseye koydum. Önünde de minik kâselerde tuz, tarçın, nar, pudra şekeri, ceviz, damla çikolata ve fındık kırığı koydum. Benim tercihim sadece birazcık tuz ama diğer soslara da talep yoğun oldu.

Gelelim diğer bir önemli ve yorucu konu mönüye; en çok destek almanız gereken konu bu bence. Davetlilerden nazınızın geçtiği arkadaşlarınızdan, kardeşlerinizden veya kuzenlerinizden yardım talep etmekte çekinmeyin. Vakti olan bir çeşit bir şey hazırlayıp getirebilir. Çünkü hem süsleme, hem ev düzeni, hem çocuğun yemesi, giyinmesi derken bir bakıyorsunuz kuaföre gitmeye zaman kalmamış. Fotoğraflarda süslemeler, ikramlıklar mükemmelken siz sönük olmak istemezsiniz değil mi? Öyleyse azıcık yardım talep edi :) Bizim börekleri halalarımız, tatlıları teyzelerimiz yaptı. Ben birkaç salata yaptım ve pastanın siparişini verdim kalan zamanda da kendimle ve oğlumla ilgilendim. Bu arada pastamızda temamızdaki renklerle uyumluydu. Dilimlemesi kolay olduğu için genelde kare pastayı tercih ediyorum. Mavi kaplama üzerinde yıldızlı diş fırçası, diş macunu ve gülen dişler ile süslenmişti. Kenarlarında temamızdaki beş renkten balonlar vardı. Üzerinde ISIRIRIM yazıyor ve taban kaplamasında da İLK DİŞİM 26.09.2015 yazıyordu, bu tarihler sonra unutuluyor ama pastaya yazılınca fotoğraflarda kayıtlı durmuş oluyor. Tay çöreği pastasına da tarih atacağım :)


Tabii ki diş buğdayı yapmışken en önemli gelenek olan meslek seçme merasimini atlamadık. Eskiden tornavida, kitap, stetoskop gibi şeyler koyarlarmış, yani birkaç meslek seçme zorunda bırakırlarmış yavrucakları. Şimdi öyle mi? Mis gibi meslek kartları var, içinde onlarca seçenek var. Ama benim oğlum olacak şahsiyet gitti tesisatçı mesleğini seçti:) onu elinden hızlıca alıp beyin cerrahı kartını tutuşturdum ama ne kadar etkili olur bilemiyorum.

Son olarak ne giydim, ne giydirdim. Aslında elbise giymemi planlıyordum ama malum kilolar sebebi ile uygun elbise bulamadım. Mango’da bulduğum toparlayıcı etek imdadıma yetişti, üzerine Zara’dan basic siyah bir t-shirt  ve uzun zincir gold renkte bir kolye ile basit ama rahat bir kombin yaptım. Oğlum için beyaz gömlek, mavi kırmızı kareli bir papyon, eskitme bir jean ve lacivert kırmızı bir ayakkabı seçtim. Babası da klasik mavi gömlek ve jean ile bize eşlik etti. Böyle organizasyonlar için uyumlu giyinmek evet hoş ama takım giyinmek, ne bileyim, biraz şey. Hadi anne çocuk bi’ yerde okeyde oğlanın turuncu tulumundan babaya da pantolon giydirmek.. ayy neyse bi’ şey demeyeyim, neyi eleştirdiysem yaptım çünkü :( 

Tamamdır, yeterince konuyu uzatmışım yine. Artık burada tak diye kapatabilirim postu :)
Sevgiler,
Ezgi