31 Aralık 2016 Cumartesi
24 Aralık 2016 Cumartesi
Patlıcanlı Arnavut Böreği
Bu böreği sabah kahvaltıdan sonra instagramda gezinirken yemek fotoğrafçılığı eğitiminde tanıştığım Sevgili Zübeyde Saraçoğlu 'nun profilinde gördüm. Evet kahvaltımızı yapmıştık ama günün bir de 5 çayı var diyerek kolları sıvadım:)
Zübeyde Hanım'ın bloğunda bu böreğin el açması tarifi de var ancak benim gibi riske atmak istemiyorsanız taze yufka kullandığınızda gerçekten el açması kadar çıtır ve lezzetli bir börek hazırlayabilirsiniz.
Malzemeler;
-2 yufka
-2 büyük patlıcan
-2 domates
-1 iri kuru soğan
-2 yeşil köy biberi
-Yarım demek maydanoz
-1 çay bardağı su
-Tuz
-Karabiber
Sos için;
-1/2 su bardağı su
-1/2 su bardağı zeytinyağı
-1 yemek kaşığı buğday nişastası
-1 yemek kaşığı un
Öncelikle böreğin iç malzemesini hazırlıyoruz. Patlıcanları minik boyutlarda küp küp doğruyoruz ve tuzlu suda dinlendiriyoruz. Bu sırada diğer sebzeleri de doğruyoruz. Maydanoz hariç doğradığımız tüm malzemeleri, suyu ve süzdüğümüz patlıcanı bir tencereye alıp, yaklaşık 30 dk pişiriyoruz. İç malzememiz tamamen suyunu çektikten sonra ocaktan alıp soğumaya bırakıyoruz. Bu arada sos malzemelerimizi derin bir kasede karıştırıyoruz.
Yufkalarımızı ortadan ikiye bölüyoruz. Yarım daire şeklini alan yufkanın özellikle kenarlarına sostan sürüyoruz. Uzun kenarına silindir şeklinde iç malzememizi yayıp, yufkayı yuvalıyoruz. Kenarları içe doğru kıvırıp fotoğraftaki şekli veriyoruz ve tepsiye diziyoruz. Eğer elinizde sos kalırsa böreklerin üzerine sürebilirsiniz. 180 derecede önceden ısıttığımız fırında 45-50 dakika üzeri iyice kızarana kadar pişiriyoruz. Bu arada çayımızı da demlemeyi unutmuyoruz :)
Afiyeler olsun..
Zübeyde Hanım'ın bloğunda bu böreğin el açması tarifi de var ancak benim gibi riske atmak istemiyorsanız taze yufka kullandığınızda gerçekten el açması kadar çıtır ve lezzetli bir börek hazırlayabilirsiniz.
Malzemeler;
-2 yufka
-2 büyük patlıcan
-2 domates
-1 iri kuru soğan
-2 yeşil köy biberi
-Yarım demek maydanoz
-1 çay bardağı su
-Tuz
-Karabiber
Sos için;
-1/2 su bardağı su
-1/2 su bardağı zeytinyağı
-1 yemek kaşığı buğday nişastası
-1 yemek kaşığı un
Öncelikle böreğin iç malzemesini hazırlıyoruz. Patlıcanları minik boyutlarda küp küp doğruyoruz ve tuzlu suda dinlendiriyoruz. Bu sırada diğer sebzeleri de doğruyoruz. Maydanoz hariç doğradığımız tüm malzemeleri, suyu ve süzdüğümüz patlıcanı bir tencereye alıp, yaklaşık 30 dk pişiriyoruz. İç malzememiz tamamen suyunu çektikten sonra ocaktan alıp soğumaya bırakıyoruz. Bu arada sos malzemelerimizi derin bir kasede karıştırıyoruz.
Yufkalarımızı ortadan ikiye bölüyoruz. Yarım daire şeklini alan yufkanın özellikle kenarlarına sostan sürüyoruz. Uzun kenarına silindir şeklinde iç malzememizi yayıp, yufkayı yuvalıyoruz. Kenarları içe doğru kıvırıp fotoğraftaki şekli veriyoruz ve tepsiye diziyoruz. Eğer elinizde sos kalırsa böreklerin üzerine sürebilirsiniz. 180 derecede önceden ısıttığımız fırında 45-50 dakika üzeri iyice kızarana kadar pişiriyoruz. Bu arada çayımızı da demlemeyi unutmuyoruz :)
Afiyeler olsun..
Kereviz Yaprağı Çorbası
Evet, sağlıklı olan her şeyin tadı kötü olmak, sağlıksız olanların tadı ise enfes olmak zorunda:) Ama her ikisini de ufak dokunuşlar ve pişirme yöntemlerindeki değişiklikler ile bir orta noktada buluşturmak mümkün. Kereviz yaprağını bile:)
Kereviz yaprağı tanıdığım en sağlıklı sebzelerden biri. C vitamini yönünden çok zengin, siniri, yorgunluğu hafifletir, diyet yapanların daha kolay kilo vermesini sağlar, kandaki pislikleri temizler, cildi temizler, akneleri tedavi eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler, yüksek tansiyona, romatizmaya, uykusuzluğa, unutkanlığa iyi gelir, bağ ağrılarını geçirir, mideyi güçlendirir. Daha ne yapsın yaprakçık:) Bir de böyle kokmasa..
Alt kısmını portakallı limonlu falan bir şekilde yiyordum ama yaprağının kokusuna tahammül edemediğim için tüketemiyordum. Çorbasını tadana kadar. Ön yargılı olmayın ve deneyin, pişman olmayacaksınız.
Malzemeler;
Kereviz yaprağı tanıdığım en sağlıklı sebzelerden biri. C vitamini yönünden çok zengin, siniri, yorgunluğu hafifletir, diyet yapanların daha kolay kilo vermesini sağlar, kandaki pislikleri temizler, cildi temizler, akneleri tedavi eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler, yüksek tansiyona, romatizmaya, uykusuzluğa, unutkanlığa iyi gelir, bağ ağrılarını geçirir, mideyi güçlendirir. Daha ne yapsın yaprakçık:) Bir de böyle kokmasa..
Alt kısmını portakallı limonlu falan bir şekilde yiyordum ama yaprağının kokusuna tahammül edemediğim için tüketemiyordum. Çorbasını tadana kadar. Ön yargılı olmayın ve deneyin, pişman olmayacaksınız.
Malzemeler;
- 1 tane kerevizin yaprağı
- 1 kuru soğan
- 1 havuç
- 1 kapya biber
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- Tuz
- 1,5 lt su
- 1 et bulyon
Terbiyesi için;
- 4 yemek kaşığı tam buğday unu
- 1 kase yoğurt
- Yarım limonun suyu
Tencereye zeytinyağını alıyoruz. Yemeklik doğradığımız soğanları kavuruyoruz, ardından diğer sebzeleri ekleyip bi süre daha kavurduktan sonra suyunu ve tuzunu ekliyoruz. Sebzeler piştikten sonra blenderdan geçiriyoruz. Terbiyesini çırpıp, çorbadan bir kepçe eklereyerek ılıklaştırıyoruz ve çorbanın tamamına terbiyeyi ekliyoruz. Çorbamız servise hazırdır.
Afiyet olsun
8 Aralık 2016 Perşembe
Unsuz Karnabahar Suflesi
Malzemeler
-1 küçük boy karnabahar
-2 yemek kaşığı yogurt
-2 yemek kaşığı zeytinyağı...
-1-2 damla sirke
-2 yumurta
-2 yumurta beyazı
-1 tatlı kaşığı sarımsak granül
-1 tatlı kaşığı tuz
-1 çay kaşığı karabiber
Karnabaharı yıkayıp, 5-6 dk haşlayın. Suyunu süzdükten ve soğuduktan sonra rondodan geçirin. Tam bu aşamada rondonun tuşuna basması için bir adet tombul Sevgili Met parmağına ihtiyacınız olabilir

Afiyetler ola

27 Kasım 2016 Pazar
uykusuz kafayla hayatta kalma teknikleri vol-1
Muhtemelen duymuşsunuzdur/okumuşsunuzdur Abraham Maslow adındaki amcamız insan ihtiyaçlarını sıralamış, piramit basamakları gibi üst üste yerleştirmiş ve bu piramitteki sıralamaya göre insanın aşağıdan yukarıya doğru bir güdünün gereksinimleri karşılanmadan, üst düzeydeki güdülerden etkilenmeyeceğini savunmuş. İhtiyaçlar Hiyerarşisi adı verdiği bu piramitte en altta biyolojik güdüleri yerleştirmiş, yukarıya doğru psikolojik güdüleri sıralamış. Örneğin en altta açlık, susuzluk, uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlara yer vermiş. Özetle amcamız burada diyor ki aç, uykusuz, susuz biri na'apsın parklarda gezmeyi, alışverişe çıkmayı, film izlemeyi?? Önce bi' fizyolojik ihtiyaçlarını karşılasın, yoksa bu zavallı insandan bir cacık olmaz diyor.
Biz de oğlumla çalıştık, didindik bu amcanın teorisi çürüttük, evet bunu yaptık. Kesin bilgi: insan uyumadan da yaşıyor. İşte böyle arkadaşlar, 19 aydır bu konunun üzerinde özenle çalıştık. Biz yaptık, siz de yapabilirsiniz. Ancak yine de hayatta kalabilmek için aşağıdaki uyarılarımızı dikkate alırsanız iyi olur;
- Ev içinde kazaya yol açacak her türlü makinayı kapatın. Bunların kullanımını ev dışında yaşayan ve uykusunu alan güvenilir yakınlarınıza bırakın.
- TV açın veya tablet veya telefon. Video sitelerinde aralıksız 268016593 dk çocuk şarkıları yayınlayan kanallar var, onlardan birini açık bırakın. Aman zekası olumsuz etkilenecek diye düşünüp açmazsanız, biraz büyüdüğünde açsanız da izlemiyor. Ben yaptım bu hatayı siz yapmayın. TV izlemek sonradan öğretilen bir şey değilmiş :(
- Oyun oynarken halının üstünde sızma ihtimalinizi göz önünde bulundurarak diğer odaların ve banyoların kapılarını kilitleyin.
- Yine aynı ihtimali göz önünde bulundurarak; ufaklığın yetişebileceği boydaki masaların üstüne boğazında kalmayacak çeşitlerde ve yaş grubuna uygun meyve kaseleri bırakın. Bu onu kısa bir süre için de olsa oyalayacaktır.
- Parka çıkarken yanınıza birkaç metre kalın bir halat ip alın, bir ucunu bücürük şahsa, diğer ucunu kendinize bağlayın. Kaydırağın ucunda kaymasını beklerken ayakta uyuya kalırsanız, fırsattan istifade sizi bırakıp kaçmasın diye. Bu gerçekten çok işe yarıyor. Sizden uzaklaştığı anda ip gerilip sizi sarsıyor, hem sarsılma ile uykunuz kaçıyor hem de malum şahıs hiç bir yere kaçamıyor.
- Trafiğe çıkmayın. Yok yok sakın çıkmayın. Madem çıktınız park edince el frenini çekmeyi unutmayın.
Bu da bizim psikoloji bilimine hediyemiz olsun.
İnşallah Maslow'un kemiklerini sızlatmamışızdır.
31 Ekim 2016 Pazartesi
Sabahları Şenlendiren Muzlu Pankek
Çarşamba'yı Pazar'a dönüştüren altın kıvam muzlu pankek :)

Eğer pişirirken yanınızda Sevgili Met gibi sabırsız bi şahsiyet yoksa kısık ateşte pişirerek pankeklerinizde altın rengini de yakalayabilirsiniz😉
Malzemeler:
-1 orta boy olgun muz(geceden oda ısısında beklemiş olması da yeterli olur)
-1 çay bardağı süt
-1 yumurta
-1 çay kaşığı kabartma tozu
-1 tatlı kaşığı keçiboynuzu tozu -1 tatlı kaşığı zeytinyağı
-1-1,5 çay bardağı kadar un
Un hariç hepsini blender ile ezin, unu ekleyip karıştırın. Eğer bu işlemi sürahiye benzeyen blender haznesi varya, işte onun içinde yaparsanız etrafı batırmadan pankek tavasıya dökmek çok rahat oluyor😉 Tavayı yağsız bir şekilde ısıtın, hamuru uygun miktarlarda tavaya dökün ve ocağı kısın. Üzeri göz göz olunca dikkatlice ters çevirin ve diğer yüzünü de pişirin. Sonra da üzerine bal, ceviz, nutella Allah ne verdiyse artık 😊
Afiyet olsun 🙏
2 Ağustos 2016 Salı
çocukla tatil sorunsalı..
Sevgili Met
tam 15 aylık oldu. Oğlumuz doğduğundan beri hatta (diyabetli olduğumdan çok zor
bir süreç olduğu için) hamileliğimde bile hiç tatile çıkmadık. Bildiğin 3
yıldır ayağımızı denize sokmuyoruz. Denizi bırak kışlık tatil, kültürel tatil,
günübirlik tatil falan bile yok yani. Biz baya ev hayatını bile zor götürürken,
şehir içi yolculukları bile oldukça sıkıntılı yaparken uzun yol aklımızdan bile
geçmiyordu. Bu yıl baktık tüm arkadaşlarımız 3-5 aylık bebesini alıp şehir
dışına hatta yurt dışına çıkınca bize de bir cesaret geldi, gideriz falan
galiba ya, başarırız biz bu işi dedik ve tatile çıkmaya karar verdik.
Bu yazımda
sizi Sevgili Met’in 8 saatlik yol boyunca sadece 30 dk uyuduğunu, geriye kalan geniş
zaman diliminde sürekli ağlayıp oto koltuğundan kurtulmak istediğini, 67302974
kez mola vermemiz gerektiğini, puzzle ile, video ile, oyuncak ile, çubuk kraker
ile hiçbir şekilde durmadığını, oteldeyken denize/havuza girmeyip, ama gölgede
durmayıp, ama güneş kremi de sürdürmeyip, hele şapka asla takmayıp, güneşin tam
tepede olduğu saatlerde bembeyaz teniyle kavrulmak suretiyle çayırda çimende
koşturduğunu, hepsinin üstüne enfeksiyon kapıp, hastalandığını, hiçbir şey
yemediğini ama asla, asla ve asla yerinde durmadığını anlatıp canınızı sıkmak
değil niyetim. Benim gibi ilk kez bebekle tatile çıkıyorsanız valizinize neleri
koymanız gerektiği hakkında iki satır yazayım da azıcık işinizi kolaylaştırayım
diye şey ettim.
Öncelikle
şunu belirteyim, oğlum 15 aylık olduğu için artık bizim yediğimiz birçok şeyi
yiyor, dolayısı ile onun beslenme ihtiyaçları ile ilgili gıda olarak yanımda
hiç bir şey götürmedim. Ancak bebeğiniz 6-12 ay arası ise devam sütü, cam
rende, biberon, suluk gibi şeylere ihtiyacınız olabilir. Ben sadece mama
önlüğü, minik boy renkli çatal-kaşıklarını götürdüm. Otelde ise çorba, meyve ve taze pişirilen
yemeklerden vermeyi tercih ettim.
Oğlumun
valizine eklediğim diğer şeyler;
·
Bebek
bezi
·
Alt
açma bezi
·
Islak
mendil
·
Su
geçirmeyen mayo bez
·
Şampuan
·
Havlu
·
Serum
fizyolojik
·
Ateş
düşürücü
·
Ateş
ölçer
·
Alerji
ilacı
·
Sinek
ısırığı kremi
·
Pişik
kremleri
·
Tırnak
makası
·
Kum
kovası seti
·
Birkaç
araba
·
Park
yatak ve çarşaf (genelde otellerde oluyor ama oğlum uyku konusunda hassas
olduğu için farklı bir yatağı yadırgar düşüncesi ile, kendi yatağını götürmeyi
tercih ettim)
·
Yazlık
uyku tulumu
·
İnce
penye battaniye
·
Güneş
kremi
·
Şapka
·
Mayo
·
Gölgelikli
bebek can simidi
·
Havuz
ayakkabısı, deniz ayakkabısı, yazlık sandalet ve spor ayakkabısı
·
Kısa
ve uzun kollu pijemaları
·
Tüm
atletleri, şortları, tshirtleri
·
İkişer
adet uzun kollu tshirt, uzun eşofman altı
·
Birkaç
adet çorap
·
Emzikler
·
Baston
puset
Tüm bu
listeden alıp da kullanmadığım tek şey can simidi oldu J Keşke yanıma alsaydım dediğim ise
hiç bir şey olmadı.
Ama kendim
için yanıma aldığım birçok şeyi boş yere aldığımı anladım. Birkaç şort, tshirt
ve terlik yeterliymiş. Şık elbiselerin valizde git-gel yaparak ütüsü bozmaya gerek
yokmuş. Beş günlük tatilin 3 gününde mayo giymeye bile fırsat bulamayan birinin
diğer iki günde havuza girdiği 30 dk için mayo taşımasına bile gerek yokmuş
bence. Hele şezlongda uzanırken oyalanırım diye kitap/dergi/tablet taşımak tam
bir saçmalıkmışJ
Herkese iyi
tatiller dilerim..
22 Haziran 2016 Çarşamba
30 YAŞ KARARLARI
Eskiden çok
uzak gelirdi 30 yaşında olmak… Evet baya uzak zannediyordum ama şıpp diye geldi
işte. Anlamadım bile ne ara 22’den 30’a vardım.
Ama hiiiiç
30 hissetmiyorum öncelikle onu söyleyeyim. 30 yaşında olunca insanın üzerine
çökeceğini zannettiğim olgunluk, durgunluk, sakinlik… cık , yok valla hiçbiri
uğramadı bana. Ama tabi sert köşelerim bir miktar da olsa törpülendi, azıcık
yumuşadım en katı olduğum mevzularda bile. Beklediğim kadar olmasa da az biraz
gelişme gösterdiğimi fark ediyorum 30 yaşıma bastığım şu sıcak yaz günlerinde..
Ama bu miktar beni pek kesmedi ki kendime bir dizi 30. yaş kararları aldım J
1-Detoks :
yok ama gıda detoksu değil, eşya detoksu. Eşya derken bir evde, ofiste
olabilecek ne varsa hepsinden bahsediyorum. Kıyafet, çanta, eski dergi, ofis
malzemesi, numuneler, takı, toka, sehpa.. Kullanılmayan ama bi’ gün kullanırım
diye atamadığım, kalabalık yapan, alanımı daraltan ne varsa bu detoks
kapsamında yol vermek istiyorum. Kullanmadığım o kadar çok şey var ki, ya anısı
var diye ya bi’ gün lazım olur da bulamazsam diye sıkıştırıp duruyorum
çekmecelere. Mesela onlarca defterim var ama ben notlarım için sadece telefon
ve tablet kullanıyorum. Artık hepsine elvedaa demenin vakti geldi.
2- Zaman
yönetimi: bu aslında hepimizin derdi, büyük şehirde yaşayan herkesin zaman
sıkıntısı var. Hep gidilecek yerler, aranacak arkadaşlar, ziyaret edilecek
büyükler, yapılacak işler var ama vakit yok. Oğlum doğduktan sonra anladım ki
vaktim yok diye sızlanıp durduğum günlerde ne çok vaktim varmış. Esas olan o ki
iyi yönetilen bir 24 saatte her şeye olmasa bile birçok şeye zaman bulunabilir.
Bu konuda bana kılavuz olacak kitabımın siparişini verdim bile J
3- Daha
fazla film izlemek: bu madde 2016’nın başında eşimle aldığımız kararlardan biri
aynı zamanda. Hedefimiz haftada 1 film izlemekti ancak Sevgili Met ile güne
5’te başlamamız, tüm gün koşturmamamız, günü en erken 21:00’da kapatmamız, bu
arada filmi ayarlamamız, mısır patlatmamız, filmin başlaması, bitmesi derken
saatin 00:00 olması ve uyanmamıza 5 saat kalmış olması sebebi ile yılın ilk 6
ayındaki skorumuz maalesef ayda 1 film oldu J Yeni yaşımda bu skoru en azından
ayda 2’ye çıkarabilmek dileği ile..
4-Kütüphanemdeki
okunmamış stokunu eritmek: ayda veya iki ayda bir mutlaka 5-6 kitap satın
alırım ve bunların yarısını iki arada bir derede de olsa hemen okurum ancak
diğer yarısını –aslında bilgilenmem gereken bir konusu olmasına rağmen –
okuyamam, 5-10 sayfa okur kaldırırım rafa. İşte bunlar birike birike ufak bir
tepe oldu. Kendime söz; o tepe erimeden yeni kitap siparişi yok.
5-Yavaşlamak:
elimde sihirli bir değnek olsa, ilk bunu değiştiririm galiba. Şu aceleciliği,
tez canlılığı, sabırsızlığı alıp uzaklara fırlatır, yavaşlık, sakinlik ile
doldururdum içimi. Bu konuda yazılmış iki kitap almıştım ama okumasına bile
tahammül edemediğim için kütüphanemdeki okunmamış stokunda başköşede
duruyorlar. Öyle imreniyorum ki yavaş yürüyen, yavaş yiyen, yavaş konuşan,
yavaş yaşayan insanlara. Ne diyeyim, 30’da olmadı, kısmetse 35’e kadar
yavaşlamak dileği ile..
6- Sağlıklı
yaşam: her zaman ilk hedef ama her türlü bahaneyle alt sıralara savuşturulan
hedef. Sağlıklı beslenmek, spor yapmak, stresten uzak olmak… Bu curcunada biraz
ütopik sanki ama yine de şuraya koyalım bir sağlıklı yaşam kararı.
7- Daha
fazla seyahat etmek: çocuksuz günlerimizde uzak-yakın demeden her fırsatta
seyahat eder, yeni yerler görmek için programlar yapardık. Ancak çocuk sahibi
olunca en uzun yolculuklarımız Avrupa yakasına geçmek oldu. Hamileliğin ilk
aylarında biri lezzet diyarı Antakya diğeri fıstık dünyası Gaziantep olmak
üzere iki seyahatimizi yakmak zorunda kaldık ve kendimizi güzide mahallemize
hapsettik. Bir de Sevgili Met 3,5 aylıkken 4 saatlik mesafedeki aile
büyüklerini ziyarete gitmiştik ki ben o yolculuk sırasında beyleri baş başa
bırakıp, arabadan inerek son sürat ters yöne doğru koşarak uzaklaşmamak için
kendimi zor tutmuştum. O denli keyifli (!) bir yolculuktu. Artık Sevgili Met’in
bir yaşını geçmiş ufak bir yetişkin olmasının verdiği cesaretle yavaştan
gezinmeye başlayabileceğimiz kanaatindeyim.
Sanırım bu
bünyeye bu kadar yeni karar yeterliJ
E peki var
mı sizin de eklemek istedikleriniz?
20 Haziran 2016 Pazartesi
Dünyanın En Pratik Kavurmalı Pidesi
Şu hayatta yapabileceğiniz en pratik ve lezzetli kavurmalı pidenin tarifini veriyorum. 3 dakikada hazırlanıyor, 5 dakikada pişiyor. Yalnız ancak ramazanda yapabilirsiniz çünkü 1 adet ramazan pidesine ihtiyacınız var :)
Pidenin kenarlarından birer parmak boşluk bırakıp, ortasının üst tabakasını kopartın. İçine göz kararı eritilmiş tereyağ gezdirin. Onun üzerine 200 gr rendelenmiş kolot peyniri serpiştirin. En üste de 150 gr kadar kavurmayı elinizle ufalayın. Pideyi bu hali ile yağlı kağıt serilmiş bir tepsiye yerleştirin ve 200 derecede önceden ısıtılmış fırında 4-5 dakika pişirin. Fena çooook fena lezzetli pideniz midenizi şenlendirmeye hazırdır.
Hayırlı iftarlar
Hayırlı iftarlar
18 Haziran 2016 Cumartesi
BABALAR GÜNÜNE FARKLI BİR HEDİYE : TERARYUM
Bu post
babalar günü için kravat, gömlek, parfüm ve cüzdan almaktan bıkanlara :)
Bu yıl
oğlumun babası için farklı bir hediye alternatifi arıyordum. Pinterestte
gezinirken gözüme teraryumlar takıldı. Bilmeyeniniz yoktur heralde, son dönemde
baya popüler çünkü. Her yerde tatlış mı tatlış teraryumlar görüyoruz. Ama biz
bunu oğlumla bize özel bir şekilde hazırlamaya karar verdik, daha doğrusu ben
karar verdim. Sevgili Met’de ‘’mamamamamam’’ diyerek beni onayladı.
Amacımız fanusta bir teraryum
kompozisyonu hazırlayıp içine de minik ikonlarla hayallerimizdeki hayatı
sıkıştırmak. Bu gaye ile başladık araştırmaya. Önce internette yapımını tarif
eden bloglara bakındım, birkaç video izledim. Sonra alışveriş listesi çıkardım,
bunları aramaya başladım ve teraryumu yapıp satan bazı çiçekçilerin bu işin
meraklıları için oldukça pratik DIY paketler hazırladığını gördüm. Tesadüfen
halamızın arkadaşının da bu işleri yapan biri olduğunu öğrenince malzemelerin
büyük bir bölümüne birkaç saat içinde ulaşmış olduk. Sadece hayallerimizin
minik ikonları eksik kalmıştı, onu da yine halamız Eminönü’nde bir pasajdan
temin etti.
Ve başladık
yapmaya…
Öncelikle
temel gerekli olan malzemelerin listesini yazayım;
·
İstediğiniz
şekil ve boyutta fanus
·
Farklı
boy ve istediğiniz renklerde çakıl taşları
·
Torf
toprağı
·
Aktif
karbon yani kömür kırıntısı
·
Eldiven
·
Birkaç
adet sukulent veya nemli ortama dayanıklı başka bitkiler
·
Süslemek
için renkli kumlar, taşlar, teraryum süsleri (minik eşyalar), ağaç kabuğu
parçası, çubuk tarçın vb.
Başlamadan
önce fanusunuzu yıkayın ve iyice kurulayın. Ellerinize eldiveni geçirin ve
fanusun en altına en az bir parmak kalınlığında çakıl taşlarını yerleştirin. Bu
taşlar sulama yaptığımızda fazla suyun aşağıya akıp toprakla temasının kesilmesi
için drenaj oluşturacak. Ardından aktif karbon parçalarını yerleştirin. Bu
kömürcükler de bakteri ve küf oluşumunu engelleyerek teraryumuzun ömrünü
uzatacak.
Alt
katmanlar hazır olduğuna göre artık sukulentlerimizi yerleştirip, torfa
ekebiliriz. En son aşamada da süslemelerimizi yaptıktan sonra teraryumumuza can
suyunu veriyoruz. Ve hemen sosyal medyada paylaşıp havamızı atıyoruz. Yok yok
hemen değil, önce bir babalar günü gelsin de sonra paylaşın :)
Bu arada
bizim hayalimiz bahçeli bir evde yaşamak olduğu için süsleme malzemeleri olarak
bir ev, bahçeye iki mantar, bir bank, sukulentlerimizi sulayan bir köpek
yerleştirdik ve bahçemize de yine hayalimiz olan vosvos minibüs park ettik.
Baba olsun
olmasın, çevresindekilere babalık yapan, babacan herkesin babalar gününü kutlar,
keyifli bir hafta sonu dilerim..
15 Haziran 2016 Çarşamba
BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK UYKU EĞİTİMİ -3
Annesi ve babası olarak
uyutamadığımız yavrumuzu bilimin güvenli kollarına emanet etmeye karar verdik
ama bir uyku koçu ile nasıl çalışılır, uyku koçu ne yapar, eve gelip mi
uyutacak, telefondan ninni mi söyleyecek, bizim yapmadığımız/yapamadığımız ne
yapacak, bu konularda pek de bilgimiz yoktu. Etrafımızda uyku koçu ile çalışmış
tek bir örnek vardı; üst kat komşumuz. Ancak onlar da eğitimi sadece 4 gün
devam edebildiklerini, çocuğun psikolojisinin olumsuz etkilendiğini
gözlemledikleri için eğitimi yarıda bıraktıklarını söylemişlerdi. Fakat dört
gün verdikleri eğitimin bile onları çok iyi geldiklerini söyleyip, bize de profesyonel
biri ile çalışmayı tavsiye etmişlerdi.
Aslında esas konu buydu: oğlumun
psikolojisi. Bizim bu süreci tek başımıza atlatamamamızın gerçek sebebi. Elimi
bırakırsam o kadar ağlıyordu ki. Ayağa kalkıp, bana dokunmaya, boynuma
sarılmaya çalışıyordu. Bana olan güveninin zedelenmesinden korkuyordum.
Korkmasından korkuyordum. Her ikimizin de artık gerçekten uyuması gerektiği su
götürmez bir gerçekti ama bunun bu şekilde olması beni inanılmaz rahatsız
ediyordu. Onu üzmek, üzerek uyutmak istemiyordum. O bu kadar üzülürken doğru mu
yapıyorum, yanlış mı yapıyorum, kaş yapıyorum derken göz mü çıkarıyorum
bilemiyordum. Birinin bana whatsapp’tan ‘’hayır, Ezgi Hanım sorun yok, doğru
yoldayız, bunları hatırlamayacak bile’’ diye mesaj yazmasına ihtiyaç duyuyordum
ve uyku koçuna yaptığım ödeme de tam olarak bunun içindi. Bana günde birkaç kez
‘’sorun yok, devam edelim’’ yazması için.
Bu yazıda hangi uyku koçu ile
çalıştığımızı söylemeyeceğim. Çünkü aşağıda yazacağım bazı sebeplerden ötürü bu
dönem benim için çok rahat geçmedi. Zaten rahat geçmeyecekti ama uyku koçu ile
çalışıyorsam bunun bana pozitif anlamda yansıması gerekirdi. Dolayısı ile
beklentimi karşılamadığı için olumsuz bir yorum belirtip adını yazmak ve
işlerini engellemek istemiyorum. Çünkü o dönem duygusal olarak o kadar
çökmüştüm ki bir miktar yardıma, azıcık dinlenmeye, birazcık ilgiye, bir kase
çorbaya o kadar çok ihtiyacım vardı ki sadece uyku koçundan değil ailemden, yakınlarımdan,
arkadaşlarımdan da çok fazla beklenti içine girmiştim ve beni aramayan, mesaj
atmayan, ziyaret etmeyen herkese düşman olmuştum. Dolayısı ile uyku koçumuzun
bende yarattığı izlenimde haklı mıyım, haksız mıyım emin değilim. Haksız yere
de kötü bir şey yazıp işlerini etkilemek istemem çünkü web sitesinde hep iyi
yorumlar yazıyor, kendisi ile çalışan anne/babaların sürekli teşekkür
mektuplarını yayınlıyor. Sosyal medyada takipçisi çok fazla, tv kanallarına
çıkıyor, eğitimler veriyor. İşin oldukça ehli kısaca ama dediğim gibi ben o
dönemi ve şu anki halimizi düşününce çok da şükranla anmıyorum kendisini.
Bu uzun parantezi kapattıktan sonra
konumuza uyku koçu araştırması ile dönüyorum. İnternette ve sosyal medyada
arama yaptığınızda zaten 3-4 adres çıkıyor. Bunlardan teklif alıp, iyi elektrik
aldığımız biri ile başlarız diye düşünürken, samimiyetine inandığım ve
blogger’ın bu konuda bir yazısına denk geldim. Neredeyse 1 yaşına kadar
uyumayan bebeği, bir uyku koçu ile çalışarak 15 günde kendi kendine ve deliksiz
uyuyan bir bebeğe dönüşmüştü. Tamam dedim, aradığım koç bu. Başkası ile görüşmeye
hiç gerek yok. Sonra yazısında bahsettiği uyku koçunun web sayfasını incelemeye
başladım. Yorumlar inanılmazdı. ‘’Uyku eğitiminden sonra çocuğumu zorla
uyandırıyorum!’’ resmen böyle yazmışlardı. İşte ben de onlardan biri olmak
istiyordum. Ben de Sevgili Met’i zorla uyandırmak istiyordum.
Hemen
iletişime geçtim, ödemesini yaptık, birkaç form doldurduk, ardından eğitim
öncesi nasıl olduğumuzu görmesi için iki gün uyku güncesi tuttuk. Nasıl uyudu,
ne kadar uyudu gibi bilgileri içeren. Ardından eğitim planı geldi. Beni ilk
rahatsız eden şey bu oldu. İlk telefon görüşmemizde oğlumun durumundan
detaylıca bahsettim, uyku koçumuz bana her bebek aynı yöntemle uyumaz, biz
oğlunuza özel, onun neye ihtiyacı olduğunu bularak uyku eğitimini veririz
demişti ancak gelen uyku planı benim elimdeki uyku planının aynısıydı. Olabilir
dedim, demek ki onun tepkilerine göre değişiklik yapacağız ama o da olmadı. İki
hafta diye başlayan program bir aya uzadı. Bu süreçte oğlumun akşam üzeri
uykusuna sürekli direnmesine rağmen ve benim ısrarla acaba başka bir şey mi
denesek diye sormama rağmen bu uyku planında hiçbir değişiklik olmadı.
Uyku
eğitimine başladık. Uyku koçumuz whatsapp ile hizmet veriyordu. Dediklerini
harfiyen uyguladım. Öncelikle gece beslenmemizi bir ile sınırlandırmamızı
istedi. Gece sadece bir kez 11’de mamasını verecektik, tüm gece başka mama yok.
Bir de emzik konusu vardı. Yatağına 4-5 adet emzik koymamızı ve emziği
düştüğünde kalkarsa asla vermememizi, kendisinin arayıp, ağzına takması
gerektiğini söyledi. Ben her ne kadar oğlumun bunu yapabileceğine inanmasam da
valla başardı. Bu dönemde eve kimse gelmedi, biz hiçbir yere gitmedik.
Gittiklerimiz de yakın yerler ve uyku aralarında oldu. Uyku saatinden önce
mutlaka eve döndük. Çünkü pusetinde uyursa yatağa koyamıyorduk, uykusu çok
hassas olduğu için dokununca uyanıyordu.
Uyku
eğitimine gece uykusu ile başladık ve ilk akşam Sevgili Met tahminimden daha
iyi tepki verdi, yaklaşık 45 dakika kadar ağlayarak uykuya daldı ve sabaha
kadar deliksiz uyudu. İnanılmazdı gerçekten. Rüyamda görsem inanmazdım.
Aylardır o kadar yorulmuştuk ki biz de uyanmamışız. Sevgili Met doğduğundan
beri ilk kez deliksiz uyumuştuk. Ertesi gün öğlen de yine benzer bir süre
ağlayıp uyudu. Ancak kısa süre uyudu, sonra uyandı. İyi bir başlangıç
yaptığımız için ve biraz da web sitesinde yazan yorumların etkisiyle birkaç gün
içinde yatağına koyar koymaz uyur zannediyordum ama yanılmışım. İki haftalık
program bitti, yaklaşık iki hafta daha devam ettik. Bu dönemde ben karşımda
sürekli ağlayan oğlumla, sinirlerim laçka olmuş şekilde, ‘ne zaman ağlamadan
uyuyacak’ diye uyku koçumuza sorular sorarken; aldığım yanıt hep aynıydı.
‘gayet iyi gidiyoruz’ , ‘sabırsız olmayın’ . Sanki herkese copy-paste aynı
yanıtı gönderiyormuş gibi geliyordu. Hep iki kelimelik cevaplar. Fazla detay
yok ve hep aynı cevap. Ben de yukarıda bahsettiğim gibi sağlıksız bir ruh hali
içinde olduğum için, oğlumu uyutabileceğini umduğum tek insandan biraz daha
alaka bekliyordum. Böyle düşünmekte ne kadar haklıyım bilmiyorum ama beklentim
karşılanmadı diyebilirim.
Birinci ayın
sonuna yaklaşırken artık 45 dakika yarım saat ağlamıyordu ama hala bir
dengesizlik hali vardı. Bir uykusunda yatağa başını koyar koymaz saniyeler
içinde sıfır ağlama dalarken, sonraki uykusunda 5-10 dakika ağlayabiliyordu.
Uyku koçumuz bu tarz gerilemelerin doğal olduğunu söylemişti. Öğlenleri ise
hala kısa süre uyuyordu, toplamda uyuması gereken uyku süresine ulaşamıyorduk.
Bu arada
yılbaşına birkaç gün kalmıştı. Haftalar öncesinden yılbaşı akşamı için
kardeşimde toplanmayı planlamıştık ama eğitim düşündüğümüzden de uzun sürmüştü
ve biz hala ev dışında bir uyku denemesi yapmamıştık. Bu konuyu uyku koçumuza
sorduğumda oğlumun henüz uykuları tam olarak yoluna girmediği için hazır
olmadığını ama kararı bize bıraktığını söyledi. Ben de iyiden iyiye
sıkılmıştım, ne eve kimse geliyordu ne biz kimseye gidiyorduk, bir aydır ciddi
bir kamp hayatı yaşıyorduk. Eşimle konuşup, gece kardeşimde kalmayı denemeye
karar verdik. Sevgili Met’in nasıl bir tepki vereceğini merak ediyorduk. Uyku
koçumuzu arayıp, kararımızı açıkladım. Peki dedi, birazdan ev dışı bir ortamda
uyuturken nelere dikkat edeceğinizi anlatan bir mail göndereceğim dedi.
Gönderdi de, ancak gelen mailde ‘uyku eğitiminiz bitti, mezun oldunuz’
yazıyordu. Ben şok J Daha iki saat önce dışarıda uyumaya hazır değil dediği oğlum
birden mezun olmuştu. Sonra bir telefon görüşmesi yaptık, doğru anladığımdan
emin olamadım çünkü. Görüşmede de mezun olduğumuzu teyit etti, ‘’artık sistemi
öğrendiniz, bundan sonrasını halledersiniz’’ dedi. Ben de bu kamp döneminden o
kadar sıkılmıştım ki ‘’ama benim oğlum hala ağlamadan uyumuyor, hala kısa süre
uyuyor, daha mezun olmadık,’’ demedim. Böylece bu maceranın sonuna gelmiş
olduk.
Şimdi nasıl
mı? En azından gece deliksiz uyuyor derken, orta kulak iltihabı, aşı, ateş, diş
çıkarma gibi sebeplerden uzun zamandır deliksiz uyumuyoruz. Ama bir sıkıntısı
yoksa uyansa bile kısa sürede dalıyor tekrar. Bu arada uyku eğitimi bittikten
sonra, oğlumu odada yalnız bırakıp çıkmayı kestim, o şekilde iyi hissetmiyordum
çünkü kendimi. Şimdi uyku rutinlerimizi yapıp, yatağına yatırıyorum. Yatağının
karşısındaki koltuğa geçip, o uyuyana dergimi karıştırıyorum. Uyuyunca odadan
çıkıyorum.
Ve mutu
son.. Sevgili Met mışıl mışıl uyuyor J
2 Haziran 2016 Perşembe
BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK UYKU EĞİTİMİ -2
Evet, gerilim filmi devam ediyor. Uykusuzluk
canımıza tak etti ve bir yola çıktık. Amacımız sallama, pışpışlama, emzirme,
öpme, okşama, arabada gezdirme gibi hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan kendi
kendine ve deliksiz uyuyan bebelerimizin olması, o uyurken bizim de uyku,
yemek, film izlemek, duş yapmak, bir arkadaşımızla iki lafın belini kırmak gibi insani ihtiyaçlarımızı karşılamamamız,
hayata geri dönmemiz…
Uyku eğitimi yöntemimi seçerken
birçok ekolü okudum, uygulayanların yorumlarını okudum. Hepsinden kafama
yatanları not aldım ama ağırlıklı olarak The Sleep Lady- Kim West’in İyi
Uykular Tatlı Rüyalar El Kitabı’ndan destek aldım. Kafam karıştıkça,
kararsızlığa düştükçe onu açtım okudum. ‘Kafanı karıştıracak ne var canım?’
diyebilirsiniz. Evet, yok aslında, her şey gayet açık. Ama bu küçük insanlarda
öyle numaralar var ki adınızı bile karıştırabilirsiniz. Sistem belli, çok net
aslında ama çok alakasız bir tepki veriyor, ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz.
Neyse artık konuya gireyim. Ancak
öncelikle bebeğinize kiminle bakıyorsanız, anneanne/baba/bakıcı vb. bu konuda
hem fikir olmalısınız o kişiyle. Siz evde yokken ayağında sallar, çok ağlayınca
‘’ayy ben dayanamıcaaamm’’ yapar falan maazallah! Emekleriniz boşa gider. Yok,
eğer tek başınıza bakıyorsanız ve eğitimi yalnız verecekseniz, kendiniz ile
mutabık olun öyleyse. Güçlü, istikrarlı, kararlı ve dirayetli olmak
zorundasınız. Yoksa bu yolun sonu gelmez. Bi’ kerecik geri adım atarsanız hep
atarsınız ve o minik insan bunu bildiği için size o adımı attırana kadar
uyumaz. Gerekirse günlerce uyumaz, inanın bana. Zaten bu onun için çok da zor
bir şey değil. Aylardır uyumayan birinden bahsediyoruz. Bu aşamayı
tamamladıysak uygulamaya başlayabiliriz.
Bu eğitim sırasında size lazım olan
malzemeler; bir adet uyumayan bebe, bir adet bebek karyolası, bi’ sandalye ve
bir tane de uykusuz ana veya varsa (aslında daha çok tercih edileni) baba. Genel
olarak Ferber abimizin sert üslubu hariç hepsi aynı kapıya çıkıyor aslında. İlk
üç gün sandalye yatağın yanında, sonraki üç gün odanın ortasında, sonraki üç
gün odanın kapısında, son üç gün ise odanın dışında,koridorda veya bebeğinizin
sizi görmeyeceği ama sizin onu göreceğiniz/duyacağınız bir yerde.
Tüm malzemelerimiz tamamsa uyku
rutinlerimizi belirleyelim. Size ve bebeğinize en uygun, en pratik, en rahat
rutinler neler olursa onları yapın. Öğlen uykularının rutinleri daha kısa, gece
uykusununki daha uzun olsun. Mesela bizimki şu şekilde; öğlen perdeleri
kapatıyoruz, uyku tulumunu giyiyoruz, su içiyor, emziğini alıyor, öpüp iyi
uykular, tatlı rüyalar diyoruz duyabileceği bir sesle ve yatağa yatırıyoruz.
Gece ise buna duş ve süt içme ekleniyor.
Bu şekilde başladık kendi çapımızda
uyku eğitimine ancak ben ilk üçgünde sandalye ile yatağın yanında oturmanın
yanına asrın hatasını yaptım ve elini tuttum L L L evet bunu yaptım. Sallamadan uyudu
ama bu defa elime alıştı, elimi çeker çekmez uyanıyordu. Dolayısı ile ilk üç
günden sonraki aşamaya geçemedik yani sandalyeyi odanın ortasına alamadım.
Çünkü odanın ortasından malum şahsın elini tutamıyordum. Bir tarafım buna da
şükür derken bir tarafım gece-gündüz tüm uykularda elelesiniz, bi’ saçmalama
lütfen diyordu. Bu dönemde Sevgili Met’in odasını ayırmıştık, uyku tulumuna
alıştırıp battaniye açıldıkça uyanmaların önüne geçmiştik, sallamayı
bırakmıştık ama bunların hiç biri hala bana uyuma lüksünü tanımıyordu.
Okuduklarımı uygulayamıyordum. O kadar çok ağlıyordu ki çaresiz kalıyordum.
Eşimle konuştuk, bu işi tek başımıza çözemeyeceğimize karar verdik ve bir uyku
koçu araştırmaya başladık. Peki uyku koçu önderliğinde uyku eğitiminden sonra
Sevgili Met uyudu mu? Detayları yazımızın üçüncü bölümünde J
Bol uykulu günler, geceler dilerim
6 Mayıs 2016 Cuma
BİR GERİLİM FİLMİ OLARAK: UYKU EĞİTİMİ
Baştan uyarayım; eğer hamileyseniz veya bebek bekliyorsanız
bu yazıyı okumayın. Hatta sadece bunu değil uyku eğitimi ile ilgili hiçbir
yazıyı okumayın. Zira hiçbir şey planladığınız gibi olmayacak.
Eğer
şanslıysanız çocuğunuz zaman, mekân ayırmaksızın, rutin ihtiyacı olmadan uyuyan
bir bebek olacaktır. Eğer biraz şanslıysanız bebeğiniz ilk aylarda, hiç olmazsa
ilk 40 gün uyuyacak sonradan düzeni bozulacaktır. Ama eğer kör bir talihe
sahipseniz -bizim gibi- o zaman
karnınızdan çıktığı andan itibaren uyumayacaktır. Her an uykuya dalacakmış gibi
yapıp dalmayacak, dalsa bile siz yanından ayrılmadan uyanacaktır. Ufacık bir
sese zıplayacaktır, nefes alırken ciğerlerinizden çıkan ses gibi, ayağa
kalkarken diz kapağınızın çıtırdaması gibi.
Daha açık bir tabir
ile; kendinizi bir gerilim filminin başrolünde bulacaksınız. Üstelik ne kadar
uzun süreceğini bilmediğiniz bir film. Panikle ve endişeyle etrafınızda benzer
filmlerde başrol oynamış arkadaşlarınıza soracaksınız: ‘’sizinki ne kadar
sürdü?’’ Cevaplar o kadar geniş bir yelpazede olacak ki, kendi filminizin
süresini kestiremeyecek, dipsiz bir kuyuda karanlık derinliklere doğru düşmeye
devam edeceksiniz. Bana 6 ay diyen de oldu, 15 ay diyen de, 3 yıl diyen de. Ama
bir gün 9 yıl diyen oldu. İşte o gün bende film koptu.
Bizim hikâyemizin ilk 6 ayı şu şekilde geçti; uyumadık. Çekirdek
aile olarak hiçbir şekilde uyumadık. Artık uykusuzluktan halüsinasyon görmeye
başlamıştım. Sinir kat sayım artmış, hiç kimseye, hiç bir şeye tahammülüm
kalmamıştı. O dönemde anladım ki uykusuzluk adama her şeyi yaptırır.’ Yok canım
ben hayatta yapmam’ dediklerini bile.
Hayat böyle devam edemezdi, artık benim bir şey yapmam
gerekiyordu. Şu küçük adamı bir şekilde uyutmam gerekiyordu. 6. aya gelmiştik,
gaz bitmişti, ilk dişlerimizi patlatmıştık, alerji testleri yapılmıştı, altı
temiz, karnı tok, keyfi yerindeydi, dünyaya ve bana alıştığını da varsayarak
uyumaması için hiçbir mantıklı sebep bulamıyordum. Bu 6 ay uyutmak için neler
denediğimizi bilmek isterseniz hakim beye anlaştmıştım, siz de buraya tıklayarak öğrenebilirsiniz.
Neyse
ben başladım araştırmaya; uyumayan bebekler, uyutan yöntemler, en güvenilir
uzmanların videoları, röportajları. Dedim ben bu işi yaparım. Yöntemlerden
birini seçip, derhal başlamalıydım. Ama önce odasını ayırmaya karar verdim.
Çünkü artık eğer başarırsam, bir şekilde uyutursam, ben yatağa yattığımda
nevresimin hışırtısına uyanacak bir küçük adama tahammül edemeyebilirdim.
Dolayısı ile ne kadar uzak o kadar iyi. Odayı ayırırken ya ağlarsa ve sesini
duyamazsam diye endişe etmedim mi? Tabi ki ettim ama ne kadar yorgun olursanız
olun, odası ne kadar uzak olursa olsun, anne duyar, anne hisseder dedikleri
doğru. Oldu ki çok yorgunsunuz, derin daldınız duymadınız. O zaman baba duyar.
O da mı duymadı, 10 dakika ağlasın canım bir şey olmazJ Sanki anında yanında
bittiğinizde ağlamıyor, hemen susuyor. Bırakın ağlasın azıcık. Zaten eğitim
sırasında bol bol ağlayacak. Ben ilk gecelerde odasına telsizi kurdum ama
baktım gerek yok, kaldırdım. Böylece bir cesaret odasını ayırmış olduk tam 6
aylıkken. Zaten ne kadar erken ayırırsanız o kadar iyi, süre ilerledikçe anne
için de bebek için de zor olacağı kanaatindeyim ama tabi bu tercih meselesi.
Özellikle çalışan anneler bütün gün bebeklerinden uzakta oldukları için gece de
ayrı kalmak istemeyebilirler. Ancak biz tam tersi gün içinde o kadar yapışıktık
ki gece birkaç metre de olsa uzaklaşmak iyi gelecek diye düşünmüştüm.
Sıra
geldi ekollerden ekol beğenmeye.. O kadar çok seçenek vardı ki, Ferber mi, Kim
West mi? Tracy teyze mi? Yoksa güzel yurdumuzdan Adem Güneş mi? Tansu Oskay mı?
Süper Dadı mı? Bismillah deyip ortaya karışık bir ekolle başladık eğitime.
Tam
en heyecanlı yerinde reklamlaaaaar J
Bu postun yeterince uzun olması sebebi ile ilk uyku eğitimi maceramızı bir
sonraki posta saklıyorum.
Yüzünüz
gözünüz şişene kadar uyuduğunuz huzurlu günler-geceler dilerim..
16 Nisan 2016 Cumartesi
Sevgili Met'in Tay Çöreği Kutlaması
Merhaba,
Sevgili Met’in diş buğdayı kutlamasının detayları postunda
söz verdiğim gibi geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirdiğimiz tay çöreği
kutlamamız hakkındaki yazıma başlayabilmiş olmanın haklı gururu ile hepinizi
selamlıyorum J
Şimdi diyeceksiniz ki bu tay çöreğini nereden uydurdun?
Vallahi ben uydurmadım, tamam sırf parti yapmak için türlü sebepler uyduracak
kapasitem var ama yemin olsun ki bunu ben uydurmadım. Araştırmalarıma göre tay
çöreği kutlamalarının tarihi diş buğdayı kutlaması kadar eskilere dayanmakla
birlikte, güzide ülkemizin farklı bölgelerine göre ismi ‘adım ekmeği, adım
çöreği, tay tay lokması’ gibi değişiklik göstermektedir. Günümüzde ise daha çok
‘ilk adım partisi’ olarak isimlendirilmektedir.
Amacı ise hem ilk adımını atan bebişimizin hayatındaki bu
önemli gelişmeyi sevdiklerimizle kutlamak hem de kısa sürede, düşmeden, seri
bir şekilde yürümesini sağlamakmış. Öyle ki yürürken sürekli takılıp düşen
tiplere ‘ senin adım çöreğin yapılmadı mı ki bu kadar düşüyorsun?’ diye
sorarlarmış rivayete göre. Ben de benim tez canlı oğlum en kısa sürede düşmeden
yürümeyi öğrensin diye adım çöreğini yapıp, sevdiklerimizle yiyelim dedim ama
yürümeden koşmaya çalışan oğlum için çözüm olur mu bilmem. Kafa göz mosmor
ilerliyoruz şu günlerde L
Süslemeleri diş buğdayında olduğu gibi yine kendim
hazırladım. Beyaz ve gümüş renklerde bayraklara Ali Mete ve Yürüyor yazılı iki
sıra banner hazırladım. Bannerların başında ve sonunda mavi bir baykuş görseli
kullandım. En altta da küçük ve büyük mavi ayak izleri etiketlerini daire
şeklinde kestiğim beyaz kartonlara yapıştırarak farklı bir banner astım. Hepsinin üstünü ise beyaz ve gümüş renklerde
balon ile süsledim. Aslında ben tarif ettim, selvi boylu teyzelerimiz süsledi J
Davetlilerimize hediye olarak günün anlam ve önemine uygun
parlatıcı ayakkabı süngeri hediye ettik J Şeker
büfesindeki beyaz ağaçta, mavi puantiyeli minik poşetlerin içinde bu minik
hediyeler yer alıyor. Pastamız yine temamıza ve renklerimize uygun, bir o kadar
da sadeydi. Gri- beyaz puantiye kaplamalı pastanın üzerinde mavi beyaz bir
ayakkabı yer alıyor ve altında ilk adımı attı- 16.02.2016 yazıyordu. Şeker büfesinin her iki yanına ızgara şişe
taktığımız beyaz marshmallow’ları ve üzerine baykuş görselli etiket
yapıştırdığımız mavi-beyaz şekerleri saksı ile yerleştirdik. Hemen yanında ise beyaz
bezeler ve nam-ı diğer tay çöreklerimiz yer alıyordu. Mavi beyaz cupcake
kalıplarında ise pırasalı kiş ve havuçlu patates püresi vardı, evet onların
şeker büfesinde olmayı hak edecek kadar şekerli olmadıklarının farkındayım ama
pasta varken kimse başka tatlı yemiyor diye tuzlu yaptık onların içini de J
Tay çöreği/adım ekmeği/adım lokması, adını ne derseniz
artık; bu tuzlu hamurlu şeyin belli bir tarifi yok. İsterseniz dereotlu poğaça
yapın, isterseniz mahlepli çörek. Tek farkı içine madeni para koymanız (tabi
dezenfekte edilmiş şekilde J ) ,
yani sıradan bir çöreğin içine bir adet para koyduğunuz zaman oluyor size tay
çöreği. Ve o çöreği kim yerse yürüyen bebişe hediye alması gerekiyor ki bu
hediye genelde ayakkabı oluyor J Biz
kurnazlık yapıp iki tane koymuştuk, ikisi de teyzelerimize çıktı J
Kutlamamızda bize gelen en özel hediye ise Sevgili Met’in
halasının ve kuzenlerinin kendi elleriyle yaptığı pano oldu. Aslında panodan
çok afişe benziyor. Üzerinde 16 Şubat 2016, ‘Ali Mete 309. Gün dünyaya ayak
bastı ‘ yazıyordu. Oğlum 10 ay 2 günlükken yürüdü ve bu tarih 309 güne denk
geliyor. Sizce de çok ince düşünülmüş bir hediye değil mi? Üstelik her bir
harfi tek tek kesilmiş, dikilmiş, inanılmaz bir emek J Ancak
biz henüz Ali Mete’nin bir fotoğrafını çekemedik bu afişin önünde. Kendisi
bugünlerde fotoğrafı çekilirken sanatçı kaprisi yapıyor çünkü L
Bu arada Sevgili Met tay çöreği kutlamasında emekleyerek bir
ilke daha imza attı. Neyse ki ilk adımlarını attığı videoyu sosyal medya
hesaplarımdan paylaşıp, herkese yürüdüğünü kanıtlamıştım. Yoksa çocuğunun
yürüdüğünü zannedip kutlama yapan anne kategorisinde Oscar adayı olacaktım.
Tay Çöreği de bitti sırada ne var dediğinizi duyar gibiyim J Bir
buçuk ay sonra doğum günü var, ondan sonra da bakacağız artık. Her anne gibi
benim için de oğlumun her gelişimi, her değişimi kutlanası nitelikte. Dilerim
daha nice kutlamalar yapmak kısmet olur J Zaten
şurda 3-5 sene sonra ‘offf anne yhaaa biz kankalarla takılcasss’ diyip doğum
gününde beni istemeyebilir bile J O güne
kadar ne yapsam kardır J
Sevgiler,
12 Nisan 2016 Salı
Sevgili Met 1 Yaşında
Sanki 10 yıldır birlikteyiz Sevgili Met ile.. Bu bir yıldaki her 24 saatlik döngüyü o kadar dolu dolu yaşadık ki herkes ne çabuk 1 oldu dese de bana yıllar geçmiş gibi geliyor.
3 aylık falandı sanırım, hiç büyümeyecek sandım. Yıllar geçip gidecek, o hep böyle bir avuç kalacak, böyle kulaklarımı zımparalayarak ağlayacak, ben yaşlanıp çökeceğim, o hep böyle kalacak sandım. Bi' ara hakikaten zaman durdu sandım. Kötü bi kamera şakası gibiydi.
Ama işte büyüdü, meşhur ninnide söylendiği gibi değil üstelik, uyumadan büyüdü hem de. 1 yaşına geldi. Ben şu geldiğimiz noktada, nefes aldığımız şu ana ulaşmış olmamızdan dolayı -aslında hiçbir anneden ve bebekten farkımız olmasa da- zorlu bir olimpiyat parkurunu tamamlamışcasına kendimle ve oğlumla tüm kalbimle gurur duyuyorum :)
ve Sevgili Met,
Ardımızda kalan bu 1 yılda pratikte ben seni büyütüyor olsam da, sen benim büyümeme daha çok katkıda bulundun her ne kadar farkında olmasan da.. büyüdüğünde bunları tüm detayları ile anlayacağım sana:) büyüdüğünü görmek, sana bişeyler anlatmak, bana bişeyler anlatman için sabırsızlanıyorum Sevgili Met. Bak mesela büyümemi sağladığın konulardan biri; ben dünyadaki en sabırsız ve aceleci insanın kendim olduğunu sanırdım. Teyzelerin ve baban da bu konuda hem fikir. Ama sonra sen geldin ve ben hayatımda ilk kez benden daha aceleci ve sabırsız biri ile tanıştım. Seni tanıyana kadar aceleci olduğum tüm diğer konularda biraz yavaşladım mecburen. Ertelemeyi öğrendim mesela. Hafızamın o kadar da güçlü olmadığını, bazen bazı şeyleri unutabileceğimi gördüm. Senden önce ben hiçbir şeyi unutmazdım inanabiliyor musun?
İnsanın herhangi birşey ile gurur duyması için, olağanüstü şeylere ihtiyacı olmadığını öğrendim. Herşeyin bakış açısında saklı olduğunu fark ettim. Bir insana kimsenin annesi gibi bakamayacağını, annesinin kadrajından bakılınca en sıradan şeyin bile büyük bir başarı olabileceğini fark ettim. Yere düşen emziğini eğilip yerden alıp, dengesini kaybetmeden tekrar kalkmayı başaran veya tombik parmakları ile kavradığı havucu ağzına denk getirebilen küçük bir adamla gurur duyabilirsin mesela.
Günlerden birgün, sen gerçekten çok ufakken, galiba sadece ayaklarını çırpabiliyorken, baban bu halinle bile gurur duyduğunu söylemişti. "Varlığı yeterli oğlumla gurur duyabilmem için" demişti. Sen de baba olduğunda anlayacaksın klişesini kullanmamın tam zamanı galiba:)
Mutlu olmak için de çok geçerli sebeplere ihtiyaç olmadığını anladım oğlum. Minik bir "pırttt" sesi bile nobel ödülü almışçasına mutlu edebilir seni :)
Canım oğlum, senin büyümeni izlerken ben, kendimi de keşfettim. Burnumun direğininin, kalbimin ortasının, ciğerimin köşesinin yerlerini iyice öğrendim.
İyi ki doğdun oğlum sen, iyi ki varsın..
Nice mutlu yaşların olsun.. Şimdi olduğu gibi seni sevenler hep etrafında olsun..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)